Sanirim hic bu kadar uzun bi ara vermemistim blogumda. Bilincli bi sey degil elbet, elimde olsa her gun yazmak isterim de, bu donem biraz tez telasiyla gectiginden genelde gunun 6-7 saati universitede oluyorum. Sonrasinda da bilgisayar ekranina bi daha bakasim gelmiyor zaten. Sonunda ve umarim ki tez konusunda yuzduk yuzduk kuyruga geldik. Haftalardir biz "hah bitti galiba" diyoruz, supervayzirimiz Martin Bey, "hop olmamis salaklar, duzeltin sunlari" diye geri gonderiyor bize dosyayi. Bitmeyecek sandigimiz bu kisir dongu, kendisinin son mailinde birazcik daha az duzeltme gondermesiyle biraz sona yaklasti gibi. Gelismeleri yazarim ben. Gecen haftanin en guzel olayi ise bu tez yogunlugu ve bayginliginin icindeyken Deniz'in 4 gunluk bi kacamak yapip buraya gelmesiydi. Ben kizcagiz valiz hazirlarken kendisine cemkirip tum kalin esyalarini cikarttirdim, sonra Deniz bi geldi buraya hava 5 derece oldu! Neyse ki Pascal'in ustun yeteneklerle yikamayi beceremedigi ve Deniz'in giyebilecegi boyutlara getirdigi siyah dugmeli bi hirkasi vardi da Deniz beni oldurmekten vazgecti o yuzden. Ozellikle Pazar gunu gercekten kicimizin dondugunu soyleyebilirim. Kendisine Mayis ayinin ikinci yarisinda titreye titreye usumekler yasattim, umarim beni sevmeye devam eder.
Havamiz hep kotu degildi ama elbet, Deniz'in geldigi Persembe gunu benim ustumde sort bile vardi hani. Gerci ustumde deri montum ve posum vardi ama olsun. Sortsa sort! Persembe gunu 18:30 gibi bulustuk Goteborg'da, hemen valizi kilitledik, verdik kendimizi Goteborg'un Bagdat Caddesi Avenyn'e. Gozumuze pek guzel bi Irish bar kestirip basladik icmeye ve dedikodu yapmaya. Bi gece yatmadan once kac kisi hakkinda konustugumuzu hesaplayalim dedik de, sanirim sayi 25'i gectiginde benim sinirim bozulmaya baslamis kikir kikir guluyordum. Ucanin da kacanin da dedikodusu yapildi yani, ayrinti yok tabi.
Cuma gunu Trollhattan'da gecti tamamen. O haftasonu da Sakari , Cecile ve Caroline de Isvec'in guneyine Malmo ve Lund'a gittiler. O yuzden biz de Caro'dan bisikletini rica ettik, o da verdi sagolsun. Tabi Caro ve Deniz'in boy farkini dusunurseniz bisikletin selesini indirmek icin baya caba sarfettik. Trollhattan'da bol bol bisiklete binip, bol bol cayirlara kirlara yayildik. Nehir kenarinda yuruduk, ormanlarda yuruduk. Kendisi benim gordugum kadariyla gayet mutlu gozukuyordu, rol yaptiysa bilemem.
Cumartesi ise Goteborg'da tam anlamiyla canini cikardim Deniz'in. Sehrin yarisini yuruyerek gezdirdigimden kendisi bi sure sonra ciddi ciddi isyan etti. En son kendimizi bi teras bara attik, biralarimizi icerken de yavastan donmaya basladik. Cumartesi aksamustu ciddi ciddi sogumaya basladi cunku. Barda gelen gecenin dedikodusunu yapmak suphesiz ki yine cok eglenceliydi. Ben kendisine sooole en sarisindan yakisikli bi Isvec adami bulma cabasi icindeydim ama bizim ki cok gonullu cikmadi. Cabalar bosuna gitti. Cumartesi gecesi Trollhattan'a donup en bi sevdigim barimiz Butlers'da icmeye devam ettik. Butlers'da ustumuzdeki battaniyelerle bile donarken, aniden yanimizdaki masaya mini etekleriyle ve incecik montlariyla gelen 4 tane tas Isvec hatununu gormesiyle Deniz insanligindan bezdi. En son biraktigimda hala "oha ya, onlar da kadin, ben de...! Nasi oluyor bu is?" diyordu. Pazar gunu Cumartesi'den ders almamisiz ki, yine donduk! Ama disarida cok kalamadik, buz gibi havanin disinda bir de ustune yagmur yaginca sakin sakin evde gecirdik gunumuzu.
Pazartesi yine Goteborg'a gidildi, Deniz son alisverislerini yapti, son kahvemizi ictik ve ben yolcu ettim onu. Sonra ben Aniyo'ya gittim, teze devam ettik kaldigi yerden. Netekim, cok mutlu oldum geldigi icin. Burada bulundugum sure icinde ne kadar sansliyim ki arkadaslarim beni ziyaret edebildiler. Hic kimse de gelemeyebilirdi yani, herkesin isi var gucu var, yogunlugu var. Hem sonra vizesi, osu, busu... Buna ragmen besinci misafirimdi Deniz. O yuzden kendimi cok sansli hissediyorum. Gelenlerin hepsi sagolsun. Gelemeyenleri de baska bi sehirde yasamayi basarabilirsem, oraya bekliyorum buyuk bi umutla. Trollhattan'dan daha merkezi bi yer bulmak lazim yavastan. Olursa yani...

Havamiz hep kotu degildi ama elbet, Deniz'in geldigi Persembe gunu benim ustumde sort bile vardi hani. Gerci ustumde deri montum ve posum vardi ama olsun. Sortsa sort! Persembe gunu 18:30 gibi bulustuk Goteborg'da, hemen valizi kilitledik, verdik kendimizi Goteborg'un Bagdat Caddesi Avenyn'e. Gozumuze pek guzel bi Irish bar kestirip basladik icmeye ve dedikodu yapmaya. Bi gece yatmadan once kac kisi hakkinda konustugumuzu hesaplayalim dedik de, sanirim sayi 25'i gectiginde benim sinirim bozulmaya baslamis kikir kikir guluyordum. Ucanin da kacanin da dedikodusu yapildi yani, ayrinti yok tabi.
Cuma gunu Trollhattan'da gecti tamamen. O haftasonu da Sakari , Cecile ve Caroline de Isvec'in guneyine Malmo ve Lund'a gittiler. O yuzden biz de Caro'dan bisikletini rica ettik, o da verdi sagolsun. Tabi Caro ve Deniz'in boy farkini dusunurseniz bisikletin selesini indirmek icin baya caba sarfettik. Trollhattan'da bol bol bisiklete binip, bol bol cayirlara kirlara yayildik. Nehir kenarinda yuruduk, ormanlarda yuruduk. Kendisi benim gordugum kadariyla gayet mutlu gozukuyordu, rol yaptiysa bilemem.
Cumartesi ise Goteborg'da tam anlamiyla canini cikardim Deniz'in. Sehrin yarisini yuruyerek gezdirdigimden kendisi bi sure sonra ciddi ciddi isyan etti. En son kendimizi bi teras bara attik, biralarimizi icerken de yavastan donmaya basladik. Cumartesi aksamustu ciddi ciddi sogumaya basladi cunku. Barda gelen gecenin dedikodusunu yapmak suphesiz ki yine cok eglenceliydi. Ben kendisine sooole en sarisindan yakisikli bi Isvec adami bulma cabasi icindeydim ama bizim ki cok gonullu cikmadi. Cabalar bosuna gitti. Cumartesi gecesi Trollhattan'a donup en bi sevdigim barimiz Butlers'da icmeye devam ettik. Butlers'da ustumuzdeki battaniyelerle bile donarken, aniden yanimizdaki masaya mini etekleriyle ve incecik montlariyla gelen 4 tane tas Isvec hatununu gormesiyle Deniz insanligindan bezdi. En son biraktigimda hala "oha ya, onlar da kadin, ben de...! Nasi oluyor bu is?" diyordu. Pazar gunu Cumartesi'den ders almamisiz ki, yine donduk! Ama disarida cok kalamadik, buz gibi havanin disinda bir de ustune yagmur yaginca sakin sakin evde gecirdik gunumuzu.
Pazartesi yine Goteborg'a gidildi, Deniz son alisverislerini yapti, son kahvemizi ictik ve ben yolcu ettim onu. Sonra ben Aniyo'ya gittim, teze devam ettik kaldigi yerden. Netekim, cok mutlu oldum geldigi icin. Burada bulundugum sure icinde ne kadar sansliyim ki arkadaslarim beni ziyaret edebildiler. Hic kimse de gelemeyebilirdi yani, herkesin isi var gucu var, yogunlugu var. Hem sonra vizesi, osu, busu... Buna ragmen besinci misafirimdi Deniz. O yuzden kendimi cok sansli hissediyorum. Gelenlerin hepsi sagolsun. Gelemeyenleri de baska bi sehirde yasamayi basarabilirsem, oraya bekliyorum buyuk bi umutla. Trollhattan'dan daha merkezi bi yer bulmak lazim yavastan. Olursa yani...

























