
O Texel denin adayi Allah nasi biliyorsa oyle yapsin. Boyle rezillik olmaz. Hayir biz de salagiz; sen Hollanda'nin en guneyindeki sehirlerinden birinden neden bir kirmizi fener ugruna Hollanda'nin en kuzeyinde konuslanmis adalarindan birine gidersin ki? Hani kucuk memleket dediysek San Marino da degil yani. Yine de bezdiriyor adami.
Aslinda Texel'e gitmemizin esasli bir sebebi var. Bozcaada sevdamiz ve Polente! Merkezdeki bar/cafe Polente'den bahsetmiyorum. (Hos o da herbirimiz icin sahane anilar barindiriyor o ayri ama) o muhtesem fenerden bahsediyorum, gidenler bilirler. Ben Melda'ya Bruksel ve baska sehir kombinasyonlu Belcika gezisi mi yoksa Texel Amsterdam gecesi mi istiyorsun diye sordugumda tercihini ikincisinden yana kullandi. Lale'yle daha bir ay once Bruksel, Brugge, Gent gezisi yaptigimdan benim de isime geldi haliyle. Tamam Belcika tatli memleket, Bruksel'i seviyorum, Brugge masal sehri falan gibi ama daha da gezilecek onca yer var yani. Her ay her ay Belcika nereye kadar? Belki de su an icinde bulundugum proje mudurunun Belcikali olmasindan kaynaklanan bir antipati olusmustur kimbilir? Neyse, biz tercihimizi Texel'den yana kullandik sonucta. Ben zannettim ki (muhtemelen Melda da) Texel dedigin ufacik, icinde sirin Hollanda evlerinin oldugu, ayaginda takunyalarla gezen sempatik insanlarin diyari. Nerdeeeeeeee?? Zaten gitmesi bir olay; Eindhoven'dan feribota binecegimiz Den Helder'e kadar yolculuk 2 saat 45 dakika zaten. Den Helder denen o sevimsiz, o cibiliyetsiz, o igrenc terkedilmis mekanda tren istasyonunun ordan abeci Hollanda'li yerel turistler ve onlarin binlerce valiziyle yaptigimiz yolculuk 30 dakika. Feribot 30 dakika.. Daha simdiden etti mi 3 saat 45 dakika? Bitmedi efenim bitmedi! O minik, yuruye yuruye kesfedilecegi dusunulen salak Texel hayvan gibi bir ada cikmasin mi? O kirmizi fenere giden otobuste gecirdigimiz sure de 45 dakika... Fener'in yakininda birakiyormus gibi yapan otobus soforune kanip inmemiz ve yarim saat yurumemiz 30 dakika. Taaaam 5 saat sonra ordaydik! Neymis, fener gorcekmisiz!! Neyse, biz yine de keyfini cikarmasini bildik tabi; hafif sinir bozuklugu, aylardir birbirimizi gormemis olmanin ozlemi, dedikodunun o karsi konulmaz zevki birlesince yine gulduk eglendik. Bi ara kendimizi Hollanda mutfaginin o kalori bombasi kizartmalarina ve buz gibi biraya teslim ederek daha da mutlu olduk. Aslinda ben kendi adima gordugum manzaralardan cok zevk aldim, tek sikayetim coook uzun bi yolculuk sonrasinda bunlari gormem oldu, yoksa baska bir izdirabim yok. Texel'de cekilen binlerce fotodan ve atilan binlerce adimdan sonra artik donmemiz gerektigine karar verdik. Baskentimiz, o muhtesem sehir Amsterdam kollarini acmis bizi bekliyordu zira.
O an kimin nazari degdi, hangi gozu akasicanin bakislarina kurban gittik bilemiyorum ama Amsterdam'a az daha ulasamiyorduk! Feribotun sagindan inmemiz gerekirken solundan indigimiz icin sacmasapan bir sekilde sehrin (Den Helder denen o embesil sehirden bahsediyorum) cok alakasiz bi yerine ciktik. Ciktigimiz yerden, sehir merkezine gitmemiz icin binmemiz gereken otobusu gorduk ve o son bakisimiz oldu. Hala neden o otobuse, hangi engellerle ulasamadigimizi anlayamiyorum. Hayatimda bu kadar komplike ve bu kadar sacma bi duzen gormedim! Neyse, biz kacirdik guzelim otobusu! Aynen feribot terminaline gidip gisedeki kadina kucuk Emrah kaslariyla durumu anlattik. Anlattik anlatmasin da ukala dumbelegi kuzey Hollanda'li teyze “taksi tutun, ya da yuruyuuuuuun” gibi gerzekce cumlelerle bizi basindan savmaya calisti. Nerde benim Eindhoven'imin, guney Hollanda'nin o guzel, o sirin insanlari.. Kuzey boku karisi iste!! Sinirlendim yine..
Biz de aldik basimizi yurumeye basladik. O surecte de Den Helder'in ne kadar igrenc bi sehir oldugunu anlamis olduk. Bi kere sehrin yarisi bos! Yani sehirdeki evlerin yarisi.. Diger oturuyor gibi gozukenler de sanirim en az 90 yasinda ki en az 20 senedir perdelerini yikamayi unutmuslar! Nasi pisti o evlerin perdeleri... Sararmis boyle, tel tel atmis, igrenc.... Pencere pervazinda garip garip maketler... Sokakta insan yok, olan da yanimizdan bize bagirip igrenc kahkahalar atarak gecti. Yabanci oldugumuz o kadar belli ki cunku.. Kim yurusun Cumartesi saat 8 civarinda o Den Helder denen ucubik yerde? Bi kucuk cocuk gorduk, o bile manyakti. Yanimizdan kollari hafif havaya kalkik sekilde bos gozlerle bakarak gecti. Sanirsin cocugu otla beslemisler dogdugundan beri...Biz bir sekilde, ne kadar dakika sonra bilmiyorum ama ulastik tren istasyonuna. Tren istasyonun kapisinda bekleyen iki irimkiyim polis memurunun “kapaliii” uyarisini duyduktan sonra kalp krizi gecirecek gibi oldum. Zannettim ki son treni de kacirdik, kaldik sik gibi o Den Helder denen sacmasapan yerde.Neyse ki zannettigim gibi olmadi, meger trene, istasyonun acik yerinden ulasiliyormus! O kadar ilkel bi mekanda bahsediyoruz... Aksam saat 8'de istasyonu kapanan bi yerden.... Biz neyse ki trenimize bindik ve koltuklara “gidiyoruuuz, eveeeet eveeeet medeniyete gidiyoruuuuz” diyerek oturduk. Amsterdam anilari ise yeni yazida...

























