Cuma, Temmuz 10, 2009

Meldina&Texel


O Texel denin adayi Allah nasi biliyorsa oyle yapsin. Boyle rezillik olmaz. Hayir biz de salagiz; sen Hollanda'nin en guneyindeki sehirlerinden birinden neden bir kirmizi fener ugruna Hollanda'nin en kuzeyinde konuslanmis adalarindan birine gidersin ki? Hani kucuk memleket dediysek San Marino da degil yani. Yine de bezdiriyor adami.
Aslinda Texel'e gitmemizin esasli bir sebebi var. Bozcaada sevdamiz ve Polente! Merkezdeki bar/cafe Polente'den bahsetmiyorum. (Hos o da herbirimiz icin sahane anilar barindiriyor o ayri ama) o muhtesem fenerden bahsediyorum, gidenler bilirler. Ben Melda'ya Bruksel ve baska sehir kombinasyonlu Belcika gezisi mi yoksa Texel Amsterdam gecesi mi istiyorsun diye sordugumda tercihini ikincisinden yana kullandi. Lale'yle daha bir ay once Bruksel, Brugge, Gent gezisi yaptigimdan benim de isime geldi haliyle. Tamam Belcika tatli memleket, Bruksel'i seviyorum, Brugge masal sehri falan gibi ama daha da gezilecek onca yer var yani. Her ay her ay Belcika nereye kadar? Belki de su an icinde bulundugum proje mudurunun Belcikali olmasindan kaynaklanan bir antipati olusmustur kimbilir? Neyse, biz tercihimizi Texel'den yana kullandik sonucta. Ben zannettim ki (muhtemelen Melda da) Texel dedigin ufacik, icinde sirin Hollanda evlerinin oldugu, ayaginda takunyalarla gezen sempatik insanlarin diyari. Nerdeeeeeeee?? Zaten gitmesi bir olay; Eindhoven'dan feribota binecegimiz Den Helder'e kadar yolculuk 2 saat 45 dakika zaten. Den Helder denen o sevimsiz, o cibiliyetsiz, o igrenc terkedilmis mekanda tren istasyonunun ordan abeci Hollanda'li yerel turistler ve onlarin binlerce valiziyle yaptigimiz yolculuk 30 dakika. Feribot 30 dakika.. Daha simdiden etti mi 3 saat 45 dakika? Bitmedi efenim bitmedi! O minik, yuruye yuruye kesfedilecegi dusunulen salak Texel hayvan gibi bir ada cikmasin mi? O kirmizi fenere giden otobuste gecirdigimiz sure de 45 dakika... Fener'in yakininda birakiyormus gibi yapan otobus soforune kanip inmemiz ve yarim saat yurumemiz 30 dakika. Taaaam 5 saat sonra ordaydik! Neymis, fener gorcekmisiz!! Neyse, biz yine de keyfini cikarmasini bildik tabi; hafif sinir bozuklugu, aylardir birbirimizi gormemis olmanin ozlemi, dedikodunun o karsi konulmaz zevki birlesince yine gulduk eglendik. Bi ara kendimizi Hollanda mutfaginin o kalori bombasi kizartmalarina ve buz gibi biraya teslim ederek daha da mutlu olduk. Aslinda ben kendi adima gordugum manzaralardan cok zevk aldim, tek sikayetim coook uzun bi yolculuk sonrasinda bunlari gormem oldu, yoksa baska bir izdirabim yok. Texel'de cekilen binlerce fotodan ve atilan binlerce adimdan sonra artik donmemiz gerektigine karar verdik. Baskentimiz, o muhtesem sehir Amsterdam kollarini acmis bizi bekliyordu zira.
O an kimin nazari degdi, hangi gozu akasicanin bakislarina kurban gittik bilemiyorum ama Amsterdam'a az daha ulasamiyorduk! Feribotun sagindan inmemiz gerekirken solundan indigimiz icin sacmasapan bir sekilde sehrin (Den Helder denen o embesil sehirden bahsediyorum) cok alakasiz bi yerine ciktik. Ciktigimiz yerden, sehir merkezine gitmemiz icin binmemiz gereken otobusu gorduk ve o son bakisimiz oldu. Hala neden o otobuse, hangi engellerle ulasamadigimizi anlayamiyorum. Hayatimda bu kadar komplike ve bu kadar sacma bi duzen gormedim! Neyse, biz kacirdik guzelim otobusu! Aynen feribot terminaline gidip gisedeki kadina kucuk Emrah kaslariyla durumu anlattik. Anlattik anlatmasin da ukala dumbelegi kuzey Hollanda'li teyze “taksi tutun, ya da yuruyuuuuuun” gibi gerzekce cumlelerle bizi basindan savmaya calisti. Nerde benim Eindhoven'imin, guney Hollanda'nin o guzel, o sirin insanlari.. Kuzey boku karisi iste!! Sinirlendim yine..
Biz de aldik basimizi yurumeye basladik. O surecte de Den Helder'in ne kadar igrenc bi sehir oldugunu anlamis olduk. Bi kere sehrin yarisi bos! Yani sehirdeki evlerin yarisi.. Diger oturuyor gibi gozukenler de sanirim en az 90 yasinda ki en az 20 senedir perdelerini yikamayi unutmuslar! Nasi pisti o evlerin perdeleri... Sararmis boyle, tel tel atmis, igrenc.... Pencere pervazinda garip garip maketler... Sokakta insan yok, olan da yanimizdan bize bagirip igrenc kahkahalar atarak gecti. Yabanci oldugumuz o kadar belli ki cunku.. Kim yurusun Cumartesi saat 8 civarinda o Den Helder denen ucubik yerde? Bi kucuk cocuk gorduk, o bile manyakti. Yanimizdan kollari hafif havaya kalkik sekilde bos gozlerle bakarak gecti. Sanirsin cocugu otla beslemisler dogdugundan beri...Biz bir sekilde, ne kadar dakika sonra bilmiyorum ama ulastik tren istasyonuna. Tren istasyonun kapisinda bekleyen iki irimkiyim polis memurunun “kapaliii” uyarisini duyduktan sonra kalp krizi gecirecek gibi oldum. Zannettim ki son treni de kacirdik, kaldik sik gibi o Den Helder denen sacmasapan yerde.Neyse ki zannettigim gibi olmadi, meger trene, istasyonun acik yerinden ulasiliyormus! O kadar ilkel bi mekanda bahsediyoruz... Aksam saat 8'de istasyonu kapanan bi yerden.... Biz neyse ki trenimize bindik ve koltuklara “gidiyoruuuz, eveeeet eveeeet medeniyete gidiyoruuuuz” diyerek oturduk. Amsterdam anilari ise yeni yazida...

Meldina&Eindhoven&Utrecht


Melda gideli inanmazsiniz 3 gun olmus neredeyse. Neden inanmayasaniz tabi, yalan soyleyecek halim yok. Kuzum Melda'yi beklerken zaman o kadar cabuk gecmemisti pek tabi ama gelmesinden gitmesine kadar olan sure -tabi ki anlasilmaz bir sekilde- cabucak bitti. Yarin annem ve babam geliyor Eindhoven'a; babam daha dun -neyse ki- pasaportunun suresinin bitmis oldugunu farketmis, bugun apar topar halletmis neyse ki tek gunde isini. Babamin bu konularda zamaninda ne kadar dikkatli ne kadar titiz bir adam oldugunu animsayinca icim ciz etti ister istemez, yaslandigini hissettim cok fena bi sekilde. Bugun kendi de dedi zaten, “oglum biz yaslanmisiz galiba” diye.

Melda'yla zaman cok guzel gecti tabi ki. Eindhoven'a carsamba gunu geldi, Gelisi bi olayli zaten; rotarda ve aksaklikta sinir tanimayan Hollanda Demiryollari NS ona da bi guzel kazigini atti.18:14'de binmesi gereken Eindhoven treni bi sekilde iptal oldu, Utrecht'te elinde valiziyle tren degistirmek zorunda kaldi falan... Neyse ki 45 dakika gecikmeyle de olsa sagsalim vardi Eindhoven'a. O aksam eve valizi biraktigimiz gibi disari ciktik tabi, bi kac kadeh demlendik sonrasinda eve gelip uyuduk. Persembe gunu, dogumgunumu Deniz ve Koray'la birlikte dordumuz cok guzel bi mekanda mama yiyerek, sonrasinda ise benim bu sehirdeki sevdigim mekanlardan olan Wilhelminaplein'deki (Wilhelmina meydani) barlardan birinde icerek gecirdik. Benim yas olmus 27, kafam guzel, hayatimdan mutlu mesut...Yine daldik uykulara. Cuma gunuyse ben isteyken kendi kendine takildi Melda Eindhoven'da. Benim isten cikmama 2-3 saat kala kendi kendine Utrecht'e gitti. Ben de isten cikmaya yakin aradim onu Utrecht'teki bulusma organizasyonunu halletmek icin. Meger bizim haspa sehir merkezindeki kanalin (Oudegracht) orada tam da kendine gore bi Ispanyol mekani bulmus oturmus. Bana isten cikip Utrecht'te onu bulmasi dustu. Neyse ki mekani 40 yildir gidiyormusumcasina bir hamlede buldum. Donattik masayi tapaslarla, caktik yanina biralari... Garsonundan ascisina kadar olan Ispanyol olan mekanda bizim masayla ilgilenen genc garson cocuga da taktik Burak adini... Sahane yedik ictik. Sonrasinda Hollanda sinirlari icinde gercekten muhabbetini sevdigim Frans ve manitasiyla bulustuk. Frans SAP Academy'den Hollandali bir abi; baska binalarda calisiyoruz falan ama cok egleniyoruz beraberken. Utrecht'te yasiyor kiz arkadasiyla. Ben Cuma gunu Melda'yla orada olacagimiz, isterlerse bize katilabileceklerini soyledim, o da sagolsun “geliriz” dedi. Tapas ziyafetinden sonra Frans ve manitasiyla da bol bol eglendik. Manita bizi zaman zaman irkci olmamaya calisan ama kulliyen irkci soylemleriyle yorsa da sorun etmedik, olur boyle seyler. Yabanci yerde yasayinca “olmamaya calismasini” bile bi noktada mutluluk kaynagi olarak gormek istiyor insan.

Cuma sen sakrak eve dondugumuzde ertesi gun yapacagimiz Texel arti Amsterdam gecesi icin heyecanliydik. Nereden bilirdik ki Texel denilen o salak adanin cehennemin dibinde ve birazcik, cok az birazcik issiz oldugunu... Ayrintilar yeni yazida.

Pazartesi, Haziran 29, 2009

Aslinda bu pantolon kul rengi!*


Bu aralar erkekler ve sevemedikleri ya da erkekliklerinden suphe ettiren renklerden olusan postlarla kafanizi sisirmekteyim ama sonunda "alayim, yok yok alayim, alayim yaaa kesin yakisir, ulan yakismaz heralde, ya ben alcam galiba, ay sicarim alayim giymezsem koyarim kenara" cumlelerini bir kenara atip aldim kirmizi pantolonumu. Hem de cok sevdigim bi tukkandan, hem de yuzde elli indirimli. Benden bahtiyari yok su anda.

Baska bir bahtiyarlik sebebim ise Melda'nin Carsamba gunu Eindhoven'a gelecek olmasi. Yaz geldi sapir sapir dusuyor bizimkiler buraya, benden mutlusu yok. Melda gidince de annem babam gelecek. Sahane!

Melda'yla cumartesi gecesi Amsterdam'da sabaha kadar akmaca, o mekan senin bu mekan benim dolasmaca, "en sarhosu benim, var mi benden guzeli" demece hallerinde olacagiz. Bana kirmizi pantolonum eslik edecek, Melda da Nil Karaibrahimgil etegi ile sahnelerde olacakmis. Cok gaza geldik, basimiza bir sey gelmese bari!!

*Basligi anlamayan bir onceki yaziyi okusun bi zahmet.

Not: Blog yazilarimin bir Ayse Ozyilmazel, bir Onur Basturk seviyesine dusmesi beni endiselendiriyor. Hadi hayirlisi...

Pazar, Haziran 28, 2009

Uzlasik Elif Abla!

Haberi okudugumda hakkaten saka oldugunu dusundum. "Yook canim artik"falan dedim icimden ama gercekten olmus. Erkekligine laf gelmesini istemeyenler icin Dogan Kitap, pembe kitap kapagina alternatif olarak kul rengi versiyonunu cikartmis. Bunun ustune kitabin yazari "cok uzlasmaci" Elif Hanim ise su aciklamayi yapmis;

Bence insan ilişkileri büyük oranda uzlaşmaya dayalıdır. Bunda bir fenalık görmüyorum. Beraber yaşamanın bir gerekliliği bu. Sonuçta biz pembe kapağımızdan vazgeçmiyoruz, “Aşk” romanı pembe kapaklı basılmaya devam ediyor. Ama pembeden bu kadar rahatsız olanlar için bir alternatif üretiyoruz. Okurun taleplerini dinliyor, önemsiyor ve bir seçenek sunuyoruz

Cok afedersiniz ama tam bir zirva! Kapagi pembe diye almak istemeyen ya da yaninda tasimak istemeyen 3 pipili erkekogluerkekler alsin kicina soksun kitabi yani! Boyle sacmalik mi olur canim?? Bi sure sonra ismi de rahatsiz eder belki hem; "erkek dedigin oole askli maskli sey okumaz" derler... O zaman da adi degisir mesela! Olur yani, madem bu kadar uzlasmaci yazarimiz...

Çarşamba, Haziran 24, 2009

24/06/2008


Tam bir yil once bugun, eskice bir trenin bos koltuklarindan birine oturdum. 11:55 Stockholm treni yavas yavas hareket ederken ardimda kalan o minik sehre baka baka agladim. Artik sehir gorunmez oldugunda, ardimda kaldiginda karsimda oturan bir kadinin verdigi mendille gozyaslarimi sildim, kadina tesekkur ettim. Ona zorla gulumsemeye calisarak baska bir koltuga gectim. Kafami cama dayayip uzun uzun hicbir sey yapmadan seyrettim etrafi. Ilk gun hayranligiyla.

Sonra bi daha aglamadim...
Ama Trollhattan'i...
Trollhattan gunlerimi cok ozledim.

Salı, Haziran 23, 2009

Domuzlar gotursun seni!

Sormazlar mi adama "temiz temiz tertemiz diye hava atan sen degil miydin" diye? Yeni yerimiz, mis gibi isyerimiz, oh ne de guzel keyfimiz derken bugun gelen e-maille aci gercegi ogrendik biz de. Binamizdan domuz gribi cikti gencler! Ohlala, uhlala, salala!! Adi saklanan gerzek is arkadasimiz (kimse o dondugunde kafasinda terlik paralicam) tedavi altina alinmis. Adi sani saklaniyor tabi ki, ama ogreniriz yakinda. Bugun gelen mailde hangi katta oldugu yazmiyordu ama proje mudurumden ogrendigim kadariyla ucuncu katta calisanlardan biriymis. E bugun ucuncu katta calistigini ogrendik, yarin binanin hangi kisminda calistigini, obur gun de adini ogreniriz. Zaten paranoyaklik tetikte bekliyordu bunyemde, simdi ayyuka cikti. Surekli atesim var mi diye kendimi kontrol ediyorum, bogazim agriyor mu diye surekli yutkunup yutkunup duruyorum, basim ufacik agrisa "ay kesin oldum, domuz gribi oldum" heyecanlariyla bi deliriyorum. Du bakalim hayirlisi...

Uc gune benden ses cikmazsa yetkilileri bilgilendirin gencler! Ise bak yaaa, yuzyilin salgin hastaligi geldi bizim binaya kondu!! Yok anacim, uluslararasi ortamlarda calismak da iyi fikir degilmis. Birlesmis Milletler misali her bi koldan cikmis insanlarla calisirsan olacagi budur. Simdilik saglikli halimle size sevgiler gonderiyorum domuzlu gripli Eindhoven'dan. Sonrasi bilinmez. Elleri kulaga goturun, mcccck sesi cikarin tahtaya vurun!! Tek dilegim budur.

Pazartesi, Haziran 15, 2009

Peki bu sarkiyi... Hatirlarsiniz....


Lale'yi ugurladim. Dokuz gun sonunda o kadar alismisim ki, Turk kahvesini tek kisilik yapiyor olmam huzunlendirdi beni. Ablamlar gittiginde de evde kimsenin olmadigini ve ocakta ablamin bana pisirip biraktigi yemekleri gorunce kaslari dusurmus "pufff"lamistim uzun uzun... Boyle zamanlarda koyuyor iste uzaklarda olmak.

Amsterdam cok guzeldi Cumartesi; hava muhtesemdi, mutlu mutlu altini ustune getirdik sehrin. Cok turistik, cok kalabalik, cok pahali... Ne denirse densin, Amsterdam hala gonlumun birincisi su ulkede. Artik kacinci gez gittim bilmiyorum ama hala bikmadim, sanirim hic de bikmayacagim. Ahu abla ve Onursal abi bizi cok guzel agirladilar. Pek bi guzel evlerinde aksam yemegimizi yedik, balkon keyfi yaptik. Dusunun yani, gecenin sonuna kadar balkonda oturabilecegimiz kadar guzeldi hava. Hollanda icin cok sik rastlanan bi durum degil ne de olsa. Persembe gunu kislik montumla gitmistim zira isyerine.

Geldigimden beri evi topladim biraz, karnimi doyurdum, bilincsizce saatlerce uyudum. Arada yagmur atistiran havasiyla Eindhoven'a dondum yine. Sezen Aksu'nun sali gunu cikacak albumunden bi kac sarki youtube'a dusmus mudur dedim ve hemen sarkilari buldum. Saatlerdir "pardon" adli inanilmaz sarkiyi dinliyorum. Bugunun huznu sarkiyla birlesince bi sapsala dondum. Zaten iki uc hafta once, neredeyse 15 senedir araliksiz her yaz gittigim Sezen konserlerine bu sene gidemeyecegim aklima gelince cok uzulmustum. Dunyanin en buyuk derdi degil tabi ki ama yine de... ne bileyim... Ablam da farketmis zaten durumu, o da soyledi iki uc gun sonrasinda. "Sensiz ben de gitmem heralde" dedi... Oyle bi sacma hissettim.

Pek moralli bi Pazar gecesi degil yani bu gece. Uyuz uyuz yatarim, uyuz uyuz da giderim yarin sabah ise. Sonrasinda normale donecegim elbet. Arada uzulcez, sonra iki sevincez... Neyse ki yapacak cok sey, agirlayacak cok misafir, gezecek cok yer var daha...

Perşembe, Haziran 04, 2009

La Belgique, deux points!

Top, top, topla! Topla, topla, toplan! Yarin butun gun toplanarak gececek, ne eglenceli! 9;30 - 11;00 arasi biiiir, 11;00-12;00 arasi ikiiiii, 13;00-14;00 arasi uuuuuc! 14;30-16;30 arasi doooort! Dort birbirinden bayik, esnememek icin dislerimi birbirine bastirip salak yuz hareketleri yapacagim, cok sayida igrenc kahve icecegim, onumdeki deftere onemli bi seyler yaziyormus gibi gorunup aslinda "keske Kibariye olsaydim" falan yazacagim dort korkunc toplanti. Kibariye kismi da dogru bu arada; gecen haftaki toplantidayken defterime resmen "keske Kibariye olsaydim" yazmisim. Ne hallerdeysem artik?? Bayginlikla bilinc kaybi arasi bi yerdeydim sanirim!
Simdi isin en acikli kismini soyluyorum; Philips yaklasik bir sene once "No meeting on Fridays" baslikli bi kampanya baslatmisti kendi icinde! Ironiye gelin abiler ablalar, biri dalga geciyor gibi sanki. Heralde o donem yapamadiklari tum cuma toplantilarini bu ana biriktirdiler. Hala da sirketin bazi odalarinda "no meeting on fridays" cilginligini kaplayan posterler var. Ustune ispirtolu kalemle bi guzel "dalgamigeciosunuzyarraaam!!" yazmak var ama.... Neyse, yine bozmayalim efendiligimizi.
Yarinki toplantilar icin okumam gereken 45 sayfalik bir dokuman var, ona baslamadan once boyle zehrimi kusmak istedim buraya. Pazartesi gunu bu toplantilarin sebebi olan proje basliyor! Deadline'i Ekim basi olan ve proje mudurunun dokuzbin kez tekrarladigi gibi coooook onemli bu proje yaz aylarimi baya mesgul edecek gibi. Zaten bu yaz hayatimin en yogun yazi olacak sanirim; bol bol is, cokca seyahat, yakin arkadas ziyaretleri, dugunler...Hepsini bir yaziya sigdirayim haber vereyim dedim bi ara ama sirasi geleni kisa kisa haber vererek ortaya cikarmak daha eglenceli olacak.
E projenin haberini verdik, 8 Haziran'da basliyoruz. Cinnete bulandigim anlarda zaten blogda bol bol kendisiyle ilgili yazi olur. Ikinci haberse yaz aylariyla siklasacak olan arkadas ziyaretlerinin ilki. Lale geliyor yarin Eindhoven'a. Geldigi gibi de Cumartesi sabahi Bruksel, Brugge gezmeye gidiyoruz. Proje baslangicindan onceki son haftasonumda eski bi arkadasla olmanin keyfine mis gibi yemekler, delicesine lezzetli cikolatalar, olaganustu biralar ve umarim guzel bir hava eslik edecek. Gezi sonrasi fotograflar ve yazilarla karsinizda olacagim haliyle.
Simdilik "Beljik, dö pua" diyor ve huzurlarinizdan ayriliyorum.

Pazar, Mayıs 31, 2009

Eu deveria estar lá novamente



Evi toparlayip onumuzdeki gunler icin yemek yapmaya basladim. Menude bezelye corbasi, sebzeli bulgur pilavi, mantarli tavuk, wokta cevrilmis baharatli patates ve pirincli domatesli ton baligi salatasi olacak. Bu menu bir gun icin degil tabi ki! O kadar ac bi insan degilim ben. Hafta ici hangi gune kadar dayanirsa... Hafta ici isten yorgun gelip bi sey pisirmeye bazen cok useniyorum cunku. Hazir yemek veya take-away gibi calisan bekar erkek aliskanligim yok neyse ki. Ayrica da cok afedersiniz essekler gibi gobek eritmeye calisiyorum ve fitnessa gidiyorum bunun icin. O cektigim acilari, yagi malzemesi ne oldugu belirsiz seylerle heba edemem ben. Yedigim sey yagli bi sey olsa da kendi ellerimden ciksin. Ha bi de Deniz'in pisirdiklerini yerim tabi ki, o konuda da herhangi bir utanmam yok.

Yemekleri pisirirken Ana Moura dinliyordum arka fonda. Benim ev kumesten hallice oldugu icin iki hoparlor (nasi yazilir bu kelime?) yardimiyla evin neresinde olursaniz olun sahane bi sekilde muzik dinleyebiliyorsunuz. Kucuk evin bu konuda muthis bi yardimi oluyor, bir de supururken. Kassam fisi degistirmeden butun evi supururum ama bazen bazi yerlere kose bucak girmek gerekiyor supurgeyle, o yuzden ben yine de degistiriyorum. Neyse, donelim Ana Moura'ya. Ana Moura 1980 dogumlu Portekiz'li bir fadista. Cok can acitan, cok guzel bir sesi var. Fado zaten inanilmaz bir sey. Eksi'den okudugum kadariyla zaten "kader" anlamina da gelmekteymis Portekiz dilinde. Bastan asagi huzun, keskin bi yalnizlik... Dinlerken insan nasil keyif alsa, nasil huzunlense bilemiyor. Ana Moura'nin sesinden fadolari guzel guzel dinlerken yaklasik bir sene onceki Porto gezim geldi aklima. Yine burada yazmistim hakkinda Porto'nun; ne kadar sevdigimi, beni ummadik bi sekilde nasi etkiledigini... Gectim bilgisayarin karsisina, actim tekrar fotograflarini. Bazilarini da bu yaziyla beraber burada gorebilirsiniz zaten.

Oyle delicesine gezmedim, ya da tum dunyanin sehirleri ulkeleri konusunda ahkam kesecek biri degilim ama benim icin gordugum sehirler arasinda bana en sehir gibi gelen, en bi sevdigim Londra'dir. Sehir taniminin hakkini verdigini dusunuyorum; coook ama cook severim. Ulke olarak degerlendirdigimde de Ispanya gelir aklima ilk; insaniyla, yemegiyle, guzelim sehirleriyle, sicakkanli kulturuyle... Gerci ben surekli gordugum, yasadigim,dinledigim seylerin en guzelini belirlemekle zorunlu hissetsem de kendimi siz bana aldirmayin. Bu konuda ergenken cok daha hasta ruhluydum, her seyin ilk besini yapmazsam yemin ederim rahat uyuyamiyordum. Utanmasam en iyi bes arkadasim listesi bile yapardim yani. Neyse kurtulduk bundan simdi ama yine de var bi en guzel, en iyi, en heyecanli vs... degerlendirmeleri. Iste bu eksende, ulke kategorisinda Portekiz derinden derine Ispanya'nin tahtini salliyor gibi geliyor bana... AB'nin en fakir, en bakimsiz ulkelerinden Portekiz; muhtesem saraplari, muhtesem yazarlari, aci dolu kederli fadolari, bize cok benzeyen insanlari ve basta garip alisilmadik gelse de sonrasinda cok buyulu gelen dili...

Bunu Eksi'ye yazmistim sanirim, kaldigimiz hostelin sahiplerinden biri olan Rui, hostelin muhtesem avlusundaki o tahta masada beraber yemek yiyip saraplarimizi icerken Portekiz'in aslinda cok yalniz bi ulke oldugundan bahsetmisti. Cogu insanin zannettigi gibi Ispanyol kulturuyle cok ilgileri olmadigindan, yuzunu okyanusa donmus minicik bir ulke olduklarindan bahsetmisti. "Iste bu yalnizliktan fado da bizden cikmistir, Fernando Pessoa da.... " demisti bir de. O zaman ben daha hic Fernando Pessoa okumamistim, Isvec'e dondugumuzde ilk isim Lale'den bana Fernando Pessoa kitabi almasi olmustu. Sagolsun almisti, o donemde yanima gelen Terlik hanim da getirmisti bana kitaplari. Huzursuzlugun Kitabi'ni okudugumda ise cok mutlu olmustum Fernando Pessoa'yi okudugum icin, bu sansa sahip oldugum icin. Hatta icimden "keske Portekizce bilsem de ana dilinde okusam bu kitabi" demistim.

Portekiz'e bu yaz gidemeyecegim sanirim. Yaz planlari beklenmedik sekilde baska bi bicimde gelisti ki o da baska bi yazi konusu olacak. Aslinda ablamla Lizbon'da bulusmak gibi bir hayalimiz vardi ama simdilik sanirim birazcik ertelemek zorunda kalacagim. Porto'da bulunmus biri olarak Lizbon'u da cok merak ediyorum. Bu konuda iki sehri de goren insanlar arasinda bi fikir ayrimi var cunku; kimi Lizbon'un baskent ve en buyuk sehir olmasi sebebiyle cok daha etkileyici cok daha guzel oldugunu savunuyor, kimi ise Porto'nun Lizbon'dan cok daha az turistik, cok daha kendi halinde, daha guzel bi sehir oldugunu. Gidince gorecegiz artik. Bunun yanisira diger sehirlerini , koylerini gormek icin de sabirsizim ama yapacak bir sey yok. Bekleyecegiz biraz.

Yaziyi okuyanlar arasida iki sehri de gormus olanlar varsa onlarin da fikrini bilmek isterim tabi. Zira Portekiz'in en iyi sehrini kafamda belirlemezsem rahata kavusamam. Mesela bu konuda Ispanya uzerine Barcelona mi Madrid mi diye aylarca dusundukten sonra gecende Barcelona'daki deniz etkisine ragmen Madrid'i cok cok daha sevdigime karar verdim. Gelsin bana rahat uykular...Abartiyorum tabi, isin sakasindayim biraz da... Her sehrin bi guzelligi, bi gizli kosesi, etkileyen beklenmedik bi ogesi oluyor sonucta.






Bi ricam olcekti ama...

Gecen gun pasaportuma bakiyordum salak salak, hangi vizeyi ne zaman almisim, hangi ulkeye hangi tarihte giris yapmisim vs...Gittigim ulkeler icinde en duzenli pasaport damgalayan polis amcasi/teyzesi Iskandinav diyarlarinda. Valla bak... Isvec diyarlarinin bi senelik oturma izni pasaportumun bilmemkacinci sayfasinda bulunuyor. Isvec'e ilk gittigime Kopenhag'dan giris yapmistim ben, Christmas tatili icinse Oslo'dan Istanbul'a donmustum. (Trollhattan'in bu iki ulkenin arasinda oldugunu tahmin ettiniz sanirim) Iki ulkenin giris cikis damgalari da Isvec oturma izninin oldugu sayfanin hemen yan sayfasinda. Christmas tatilinden dondugumde Oslo'dan giris yapmistim, o damga da o sayfada. Son olarak 29.06.2008 tarihinde Stockholm'den cikmisim, o da tam oturma iznimin ustune damgalanmis. Iki sayfaya yanyana baktiniz mi, Iskandinav diyarlarina gidip gelme hallerimi cok acik bi sekilde gorebiliyorsunuz.

Baska bi bolume geldi simdi sira; Bosna Hersek, Hirvatistan. Babam Saraybosna'da 3 sene calistigi icin 6 kere gidip gelmisim oraya ben. Bosna'nin polis amcalari/teyzeleri ise bir sayfada baslamislar, bi sayfada bitirmisler mis gibi. Hic bosa sayfa heba etmek falan yok! Hatta arada gittigimiz Zagreb'in giris cikis damgasi da ayni sayfada. Dagilan Yugoslavya ulkeleri sayfasi olarak adlandirabiliriz onu. Bunun disinda ayri ayri vizesine sahip oldugum ulkelerin giris cikis damgalari da bi sekil o vizenin etrafinda bulunmakta. Zaten normal olan bu degil mi? Hani vize nerdeyse damgayi da oraya basardim ben gumruk gorevlisi olsam.

Simdi size giris cikis damgasini en absurd sekilde konumlayan polis amcalarini/teyzelerini tanistirmak istiyorum!! Sayin sevgili Schiphol gumruk gorevlileri!! Aklinizi basiniza alin.Ulan 3 kere Schiphol'den ulkeye giris yapmisim, 2 kere de cikmisim. Tum damgalar ayri sayfalarda, ayri yerlerde. Boyle duzensizlik boyle daginiklik olur mu arkadasim?? Gozunuz mu yok? Zaten cikis damgasinin birisini basmamissiniz, o beni ayri sinir eden bi si. Bazen oluyor, bi ulkeden cikarken karsinizdaki nemrut gorevli sooole bi bakiyor, damgalamadan pasaportu uzatiyor size. (Ulkeden cik da nasi cikarsan cik anlayisi da olabilir, bilemedim simdi) O zaman bana bi haller geliyor boyle; niye damgalamadi, sonradan bi sorun cikar mi acaba, ama simdi giris var cikis yok olur mu boyle seklinde gereksiz sorularla beynimi yoruyorum. Kisacasi Amsterdam havaalani Schiphol'un gumruk gorevlilerine bi ceki duzen vermek lazim. Babalarinin maliymis gibi harala gurele damgalanir mi pasaport??

Bi dahaki girisimde acaba kaygilarimi paylassam onlarla, sizce ulkeye girebilir miyim yine?? "Arkadasim ama ayip oluyor, 17.sayfaya basarsan damgayi mutlu olurum yani" desem... Sonra da "ama capraz basma su damgayi, bak yukardaki ne guzel duzgun duzgun" falan desem... Dayak yer miyim?

Cumartesi, Mayıs 30, 2009

Gulkadem


Bu yilin basi, aylardan Ocak, Ocak'in 28. gunu... Ben Rotterdam'a gitmistim gerzek askerlik isleri icin. O sirada sansima Rotterdam Film Festivali'nde "Sonbahar" filmini izlemeye gitmistim. Film hakkinda yazarim demis, ama hicbir sey yazamamistim sonrasinda. Filmi izlerken o sirada agirlasan hastaligi yuzunden haberlerini aldigim babaannem aklima gelmisti ve hungur hungur aglamistim film boyunca. Cunku filmdeki ana karakterin annesini oynayan yasli teyze bana inanilmaz bi sekilde babaannemi hatirlatmisti... Karadeniz olmasindan belki, belki cayi icerkenki hallerinden...Ama en cok ekmegin kabugunu kemire kemire yemesinden. Cocuklugumdan bana kalan babaanne manzaralarindan biri de oydu cunku....

Yaklasik uc ay gecti ustunden; Deniz ve Koray'la Hilvarenbeek'teydik o gun. 18 Nisan... Ablamdan aldim mesaji, babaannemin oldugune dair... Sacma bi hale burundum, yutkunup durdum, aglamadim o an. Eve gidince aglarim dedim... Iyi ki Deniz ve Koray yanimdaydi tabi; insan boyle durumlarda ya yalniz kalmak istiyor, ya da kendine yakin arkadaslariyla olmak. Benimki ikincisiydi...Donduk Eindhoven'a, yemek yedik bi yerde, konustuk ondan bundan...Sonra beni evime biraktilar, ben sonrasinda agladim haliyle.

Ben kucuklugumden yirmili yaslarin ortasina kadar geldigim donemde Aybasti'dan hep nefret ettim. Baba memleketinden... Ordu'ya bagli ulasilmasi guc, o garip, o yabani yerden... Hala da cok sevdigim soylenemez o ayri ama o donem icinde ne zaman gitsem oraya hayati hem kendime, hem arkadaslarima zehir ederdim. Erdem'e, Lale'ye cektirdigim eziyetin hesabi yoktu yani. Cok utanarak andigim donemler ama yaptim mi yaptim. Benim nevrotik sacmasapan hallerimi onlar cekti o donem. Aybasti'ya gittigimde benim kabullenemez hallerim olurdu. Neden orali oldugumu sorguladigim... Babam her zaman insanin kokune saygi duymasi gerektigine inanan biridir, bense asla umursamam bunu. Ya da umursamazdim...

Ama o en kabullenmez halimle bile babaannemi gordugum zaman yelkenleri suya indirirdim sanirim. Babaannem muthis bir kadindi; elini opmekten mutluluk duydugum, o garip kufurlerini duydugum zaman kahkaha attigim. Senede bir beni ve ablami gordugu icin, bana ve ablama ayri guzel davranirdi o.... Her torununu severdi ama bizi baska sanki.... Benim ailemde ne anne ne baba tarafinda renkli/ela gozlu kisi yoktur, babaannem disinda... Onun guzel ela gozleri vardi bizi gordugu zaman parildayan. Aybasti'dan ne kadar nefret ettiysem, babaannemi de o kadar cok sevdim.

Ben cok istesem de, obur dunyaya, cennete cehenneme, bizi yukardan izliyor triplerine inanan biri degilim acikcasi... Doguyoruz ve oluyoruz; muhim olan yasadigimiz surece iyi biri olabilmek... Ki iyilik denen seyin de acik bir tanimi yok. Ben iyi oldugumu zannederken, birileri beni kotu olarak tanimlayabiliyor. Yani hesabi kitabi yok bu isin. Ama babaannem iyidir herhalde; herkesin anneannesi, babaannesi iyidir sanirim. Bilemiyorum.

Olenin arkasindan yazi yazmamak icin cok engelledim kendimi ama bu gece dayanamadim. Onu anmak istedim bi sekilde...Sonbahar filminin muziklerini dinliyordum cunku...Sonra resimlerine baktim, bi uzuldum... Sabah olunca gececek biliyorum ama bu geceden sabaha uzanan zamanda ona dair hissettiklerimi kendi gozlerimle gormek istedim belki de...



Pazartesi, Mayıs 25, 2009

sicak sevmez bu bunye...

Hava o kadar sicak ve bogucu ki... Butun gun nefes alamadim. Bi de ustune polen eziyetimiz var. Evin icinde bile manyak gibi polen oluyor, deliricem artik. Yagmur yaginca gecer falan diyorum ama yagmurun da yagdigi yok. Istanbul'da olsam "oy deprem mi olacak?" geyigi yapardim ama burda olmuyor o geyik. Netekim durumdan hosnut degilim! Sicak zaten sevmem...Evdeki tum pencereler acik, oturdugum koltuk kicima yapisiyor, gunde 5 litre soda iciyorum... Yarin da 30 derece olacakmis, sonra 19'a inecekmis. Bi an once inse de rahatlasam. Gerizekali sinekler de cikti piyasaya; havalar isininca huysuzlasan Ozan huzurlarinizda.

Ama 4 gunluk tatil sahane gecti. Persembe evi kendimden gecercesine temizledim, en son borularin tozunu aliyordum ki o noktada biraz kendimden suphe duydum. Elimdeki toz bezini yavas yavas biraktim su dolu kabin icine, "Ozanim" dedim "kendine gel" dedim. Caktirmadan baya tozlanmisti ama ev, annemin deyimiyle kokusu degisti valla evin tozlari alinca. Cuma Francesca sapsalinin organizasyon hatasi sonucu The Reader'a gidemedik, biz de daha once gitmedigimiz bi sehir olan Tilburg'a attik kendimizi. Attik atmasina da bi bok yokmus onu da gorduk, bir iki saat yuruduk, sehrin merkezindeki kiliseye gittik, Francesca Meryem Ana'ya baka baka dua etti bi Italyan olarak tabi. Ben o dua ederken "sen simdi konusuyorsun di mi yani onunla?" falan tarzi geyik cumlelerle kendisini bezdirdim... Gunesin alninda iki bira icip sersem sepelek olduk, cok gec olmadan donduk Eindhoven'a.

Cumartesi yine Francesca, bi de onun Ispanyol bi arkadasiyla Van Abbe muzesine gittik. Muzede Deimantas Narkevicius isimli Litvanya diyarlarindan bi amcanin Litvanya'nin bagimsizligindan sonra gecirdigi degisimle ilgili hazirladigi kisa filmlerden olusan bi sergi vardi, ona baktik. Onun disinda baska sergiler de vardi simdi yazip da icinizi baymak istemedigim, onlari da bi guzel izledik attik kendimizi Van Abbe'nin cafesine. Deniz soyler soyler dururdu hakliymis, cok tatli bi cafeymis o. Bundan sonra gelecek misafirleri goturecek yeni bi yer bulmus oldum sahane oldu. Muze sonrasinda Francesca ve Ispanyol eleman Angels and Deamons'a gittiler. Ben de "issssiiim olmazzz" diyerek evime dondum guzel guzel. Aldim kendime 3 sise Grolsch, Angels in America'yi 98. kez izleyerek buz gibi biralarimi hupurdettim.

Pazar gunu fitness ustune gomlek utuleyerek gunu geciriyordum ki, Mei "senin evinin ordaki parktayiz Wanda'yla, hadi geliver" mesaji ativerdi. Baktim utuden cok daha eglenceli gozukuyor, hemen gittim yanlarina. Wanda bi bucuk saat sonra yanimizdan ayrilinca biz de Mei ile entel sinemamiz Plaza Futura'nin cafesine oturup dedikodu yaptik biraz. Yer olmadigi icin yanimiza oturan Hollanda'li ciftin bize hayvanat bahcesindeki nadir bulunan hayvanlarmisizcasina ilgiyle bakmasina aldiris etmedik once ama o kadar girisken cikti ki ciftimiz, sorduklari sorularla bizi canimizdan bezdirmeyi basardilar. Bi ara donumun rengini falan da soracaklarini zannettim. Sanki Eindhoven'da calisan iki yabanci kisi bi biz variz da.. Ulan sehrin yarisi expat dolu zaten, neye sasirdilarsa o kadar. Plaza Futura'yi nerden biliyormusuz efendim? Neden bilmeyeyim? Kor muyum ben?? Biz aksamustu 6 gibi oradan ayrilirken ben de ayni mekanda 8bucukta oynayacak olan Uc Maymun'a aldim bileti. Eve geldim, biraz isle ilgili seyler okudum, dusumu aldim yine tuttum Plaza Futura'nin yolunu. Mekan evime yaklasik 7-8 dakika mesafesinde oldugu icin gidip gelmem problem olmadi haliyle. Filmi gayet de begendim, hatta Nuri Bilge Ceylan amcanin delirmeden izlemeyi basardigim ilk filmi oldu sanirim. Uzak'a Merve'yle gittigimizde en son oturdugumuz koltuklari salliyordum ben. Iklimler'i Isvec'te evimde izlemistim, kac kez pause a basip balkona cikip sigara ictigimi hatirlamiyorum bile, o kadar bezdirmisti beni. Ama Uc Maymun guzeldi... Keyifle izledim.

Bugunse tekrar is hayati denen tatsiz seyin ortasinda buldum kendimi. Neyse ki cok kotu gecmedi ama gunum, yapmam gereken islerim vardi, guzel guzel hallettim. Calisma arkadaslarim da keyifliydi, gule eglene bitirdik gunu. Bi saat once fitnessdan dondum. Bi daha pazartesi aksamlari fitnessa gitmicem karar verdim, deli manyagi gibi kalabalikti. Et ete booole, neymis iki kollari calistircaz diye 8 tane hirboyu bekliyoruz. Isim olmaz valla. Zaten sicak!! Ben mutfaga soda almaya gidiyorum, icim yandi yine. Yuce Rabbim su sicaklari cek basimizdaaaaaaan!! Mayis mayis n'oluyo yaaaaaaa??

Perşembe, Mayıs 21, 2009

I love Jesus!

Isa sagolsun, sayesinde tatiliz 4 gun. Goge ucmasinin serefine (serefine de denmez ya neyse), yani bugun sordugumda verilen cevaptan anladigim bu. Otesini sorgulamadim, tatilse tatil mis gibi! O kadar da ihtiyacim vardi ki... Gecen hafta itibariyle bi projeye atandim ki sormayin. Sabahin 7:45'inde baslayan gunlerim aksamlari 7'ye dogru bitiyor; isin icinde acemi olmam, birlikte calistigim adamin 7'de ise gelmesi ve de projenin cok yogun olmasi var. Hicbirine itirazim yok ama oglen yemegine bile cikmiyoruz. Gerizekali Hollanda adeti, masamizda sandvic kemiriyoruz moron moron. Ustelik yeni tasindigimiz binada da degilim, eski kampusteki ha yikildi ha yikilacak binalarin birindeyim. O temiz temiz tertemiiiiiiz diyerek ovgulerle bahsettigim canim ofisim, canim odam, canim masam, o lezzetli kahve Mayis'in sonuna kadar yar degil bana. 29 Mayis'ta ben bu projeden ayriliyorum bana verilen bilgiye gore, sonrasinda kavusacagim temiz temiz tertemiz masama.

Beraber calistigim tipler ayri bi ilginc. Biri 35-40 yaslarinda gozlemlerime gore istedigi pozisyonu elde edememis, ama cok bilgisi olan, ama biraz kompleksli ve cooooook geveze biri. Hani benim gibi biri birine geveze diyorsa o insan gevezedir. Bu konuda da iddialiyim. Sagolsun bana yardimi cok oldu, karsisinda ezik bi junior olarak ne islem yapacak olsam ona onaylatiyorum cunku. Sabir sebatla cevap veriyor, aciklama yapiyor. Bi de her seyi bilen adamlardan; bugun bi ara bana Pontus Rum Imparatorlugu'nu falan anlatiyordu, cinnet geciricektim. Kazara annemin Cerkez oldugundan bahsettim (kazara diyorum cunku muhabbetin ne ara o noktaya geldigini inanin bilmiyorum) adam bana Cerkezler'in surgunu ile bissuru sey anlatmaya basladi. Bi gun delirip elimdeki kahveyi adamin suratina carpicam "yeter beeeeeeee" diye.

Diger herif 50lerinde, tabir-i caizse kasi gozu durmayan adamlardan. Kendisi external, yani sirketimin saati basina tomarla para doktugu insanlardan. Cok sey bilmesi, cok deneyimli olmasini sov yaparak her firsatta gostermek isteyen bi amca. Bi problem oldugunda da surekli "fuck, Jesus, shit" diyor. Gunde 100 kere duyuyoruz kendisinden bu uc kelimeyi. Ictigi kahvenin bardaklarini, kolanin kutusunu falan asla cope atma gibi bi olayi yok. Saat 4 dedin mi hemen cantasini kapatiyor, arrivederci diyor bizlere. Iste o cok konusan adam da bu amca gitti mi hemen kompleksini kusmaya basliyor. Ben yine dinleme modunda kafa salliyorum surekli. Bu 50li yaslardaki amcanin birazcik da tarzindan bahsedeyim ben; kendisi daracik diesel kotlar ve nerden buldugunu bilmedigim inanilmaz cirkinlikteki gomlekleriyle senlendiriyor gunlerimizi. Kovboy cizmesi falan da giydigini soylersem sanirim durumun vehametini anlarsiniz. Iki elinde toplam 5 yuzuk var bi de...Yeme de yaninda yat bi amca. Jesus, fuck, shit ve horrible!!

O yuzden dedigim gibi bu 4 gun muhtesem oldu, evde yayilip kafami dinleyecegim. Deniz ve Koray Turkiye'de oldugu icin onlarla bi sey yapamayacagim ne yazik ki, zaten fitnessa giderken o perdeleri kapali evlerine huzunle bakiyorum... Ama tamamen de evde oturup kic buyutmeyecegim. Yarin Uc Maymun'a gidiyorum, sonunda koyumuz Eindhoven'a da geldi kendisi. Cuma Francesca'yla disari cikacagiz, oncesinde The Reader'i izleyecegiz, sonra bi yerlerde bi sey iceriz. Cumartesi koyumuzun pek bi meshur muzesi Van Abbe'ye gidecegim. 9 ay oldu daha burnumun dibindeki muzeyi gormedim, ayip bana! Bunun yanisira planlarimda 12 gomlek utulemek (boylece 3 haftayi utu yapmadan rahat rahat gecirmek), Elif Safak'in Ask'ini bitirmek, performans degerlendirme toplantim icin gerekli sunumu hazirlamak, evi soooyle bastan asagi manyak gibi temizlemek ve fitnessa gitmek var. E zaten anca 4 gunde yaparim yani... Ben de bi insanim sonucta.

Pazar, Mayıs 17, 2009

Avrovizyon!

Sevgili bucur Alexander,
Oncelikle seni nebrik etmek isterim. Guzel sarkiydi, sevimli de velettin, keman caldin, kas goz yaptin ergen kizlari derinden etkiledin, nihayetinde kaptin birinciligi. Seneye artik ulkenin o hayvan gibi pahali baskentinde hoplaya ziplaya yaparsiniz yarismayi. Zaten Iskandinav ulkeleri de en az Dogu Avrupa ulkeleri kadar Eurovision manyagi... Ancak yine de neredeyse her ulkeden 12 puan almani hos karsilamadim. Insan oylamayi izlerken azcik cekisme istiyor, heyecanlanmak istiyor...10 ulkeden sonra belliydi birinci olacagin, seni sipa...Neyse hadi hayrini gor.

Sevgili Johanna,
O korkunc kostumune ragmen, Izlanda asaletin, guzel performansin ve de duygusal sarkinla tahmin etmedigim sekilde ikinci oldun. Ulkenden cikan onca insani cok severim, hatta onlara taparim. Sen onlarin yaninda biraz sacma kaldin tabi ama yine de ikinci olmana sinirlenmedim. Insanda kizma hissi yaratmayan bi tipin var zaten, sana hic bagirilmazmis gibi geliyor. Ama o elbise, o elbise..N'aptin ablacim sen? O kadar mi kotu Izlanda'nin durumu?? Kapisini calsan Bjork ablandan rica etsen o verirdi sana en azindan bi seyler...Tamam deli meli olurdu ama orjinal dururdu en azindan.

Sevgili olmayan Aysel ve Arash zibidileri,
Ne bokuma ucuncu oldunuz biri bana bunu aciklasin. Arash zaten senin birbirinden sacma bissuru kulak tirmayalan sarkilarini duymustum onceden, Isvec'te oldugum zaman falan da ozellikle Iran asilli arkadaslarimin israrla bana dinlettigi adamlardandin. O zaman da sevmezdim seni bu gece de sevmedim. Yanindaki Aysel bacimizin kostumu, o cilgin koreografiniz falan...Aman aman...Turk Azeri kardesligini falan hic sallayamayacagim kusura bakmayin, korkunctunuz zira. Neyse, demek ki benim anlamadigim bi seyler de var bu yarismada. Ucuncu nasi oldunuz lan!! Nasiiiiiiiil???

Canimin ici Hadise,
Senin bizim goynumuzdeki yerin birinciliktir kuzum sen hic dert etme. Dunyanin en anlamsiz yarismasi icin cok gerildin, cok yoruldun, hasta bile oldun. Dordunculuk de iyidir sen bakma. Yalniz o parende ata ata yanina gelen abiyi bi daha hicbir yerde gozumuze sokma reca edicem. O nasil vucut, o ne karizma bi adamdir?? Seni seven erkek hayranlarin, o zibidiyle bu kadar yakin temasa gecmenden hic mutlu olmadi haberin olsun! Belki de o vucuda asla sahip olamayacaklarini bildikleri icindir. Sonucta seni de tebrik ederim Hadise kardes, ben ikinci olursun sanmistim ama bu da iyi. Simdi yaz boyunca calacak olan sarkinla kulaklarimizi seetmeye devam edebilirsin.

Sevgili Jade,
Andrew Lloyd Weber olmasa isin icinde biraz zor besinci olurdun haberin olsun. Ingiltere'nin seneler sonra Eurovision namusunu kurtardi resmen adam. Ha senin sesin falan da fena degildi bu arada, kostumun falan da guzeldi... Boyle agirbasli, kendi halinde birine de benziyorsun, o yuzden sana da itirazim yok. Azra Akin'la kuzen oldugunuzu dusundum seni izlerken haberin olsun, baya bir benziyorsunuz zira. Neyse, seneler sonra Ingiltere'nin besinci olmasini sagladin ya, kurtardin kendini. Baya bi para kazanirsin artik bundan sonra. Gule gule harca.

Sevgili Sakis,
Abicim artik Eurovision kitlesi bile yemiyor senin dar beyaz pantolonlarini, yirtik gomleginden burnumuza sokulan gogus kaslarini, o Ipana dislerini falan... Ikinci kez denedin, yine sictin. Yapma reca edicem, Turk Yunan kardestir falan da bi yere kadar. Yillar once saclarin uzun uzun, o rezil halinle Burak Kut'la verdigin konser bile daha anlamliymis sanat kariyerinde. Biraz sert elestirdim kusura bakma, zira biraz kiskaniyorum seni!

Sevgili Ukrayna diyarlarindan Svetlana,
Ablacim yirttin kicini, delirdin resmen birinci olmak icin ama sekil itibariyle iticisin ordan kaybettin. Bi kere 2 metre boyunda kadin olmaz yani, olmaz oyle sey... O boyle "ben adami yer bitiririm" bakislari, o sert hareketler...Korktu lan millet senden! Be my valentine deyip deyip durdun ama kimse yemedi o Valentine'im ol cagrilarini. Dereceye girmemene alenen sevindim haberin olsun.

Sevgili diger yarismacilar,
Sizler icin de diyeceklerim var ama cok yoruldum artik, hem daha camasir asacagim, yapacak isler var. Hepinizi opuyorum gobekten!

Cumartesi, Mayıs 09, 2009

Troll gunlerime...

Bisikletim, okulum, sacmasapan ozgurlugum, 5-6 bardan birinde sarhos olma hallerim,thai open buffet ve o sinir bozucu sesiyle tack so myckeeeet diyen 1.20 boyundaki kadin, goteborg treni, oslo'ya gitme heyecani, lantmannavagen'da yasayabilme cesareti, nefes kesen manzalar, sakari'nin o cok eski arabasi, caroline'le kahve esliginde dedikodu, pascal'in zarif arkadasligi, ali'nin samimiyeti, uluslararasi partiler, adiyla seslendigim hocalar, tertemiz guzelim universitem, smulan'da ictigim spendrups, izledigimiz filmler, strandgatan'in lezzetli yemekleri, gota nehri,nehir kenarinda kitap okumanin keyfi,ICA, ormanlar, manzaralar, turuncu mor kutuphane, mutlu ve kaygisiz hallerim, systembolaget sirasi, slussen, o muhtesem vadi, o guzelim odam, common room, backstage, meza, lipz, smulan, pripps blau, benzinci, ikea koltugumuz, mercimekli kofte, o derin olduren kis, o aydinlik nesesi bulunmaz yaz, mezarlik, kizak keyfi, karlar altinda olmak, kocaman tavsanlar, trollhattan'in minik tren istasyonu....

Cuma, Mayıs 08, 2009

Camsil olsam ucsam semalara...

Haytek kampusumuzun haytek binasinda daha pencereleri silen haytek bi mekanizma olusmamis. Kahretsin ki yine insan gucu gerekiyor, yine insan gucu gerekiyor. Canim sirketim tuvalet kagitlarini normalden zimpara kagidi standardina dusurdu ekonomik kriz bahanesiyle ama "camlar da pis kalsin" mantigina daha erisememis demek! E dedigim gibi mekanizma da yok, o yuzden odamiza iki tane cam silici abiyi misafir etmek zorunda kaldik bugun.
Ben odada cam kenarinda oturan iki kisiden biriyim, o yuzden guzel guzel, dikkatlice izledim kendilerini. Sanki yaptiklari, dunyanin en guzel isiymis gibi geldi adamlar camlari temizlerken... Bi kere odada camlar yerden tavana kadar, tipik isyeri cami. Once o kocaman camlari bol kopukle bi guzel sivadilar. Onu giydikleri uniformanin sag tarafindaki haznede bulunan fircamsi, kendinden kopuklu garip bi aletle yaptilar. Tum camlar bi guzel kopuklenip, oda da guzel kokmaya baslayinca iste o dunyanin en muhtesem aleti uniformalarinin sol kismindan cikti. Su hani sanki siyah plastik kapli cetvel gibi olan, ama sapi olan ve de suyu kopugu her bi seyi camin ustunden temizlemeye yarayan o muhtesem sey... Allahim adamlar o kopukleri o aletle siyirdikca, o cam temizlendikce parladikca ben bi takil... Ben bi kendini kaybet...Gozumu alamadim! Odamdaki tum arkadaslarim eglendi benle. Sonra yere sipirtan sulari da kocaman pufuduk bi sungerle bi guzel temizlediler, surec tamamlanmis oldu. Pivil pivil camlarimiz, daha guzel kokan bi odamiz var artik.
Odadakilere soyledim, bi daha geldiklerinde rica edecegim bari bi cami ben temizleyeyim diye. Insanin derdi tasasi kalmaz valla... Mis mis!

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

Bu da bitti.


Ne de guzel gecti bir hafta; anne babaya surpriz, ablayla arkadaslarla hasret giderme, bol muhabbet, bol kahkaha, bol yemek, bol alkol... Nisan'i Mayis'a baglayan keyifli koca koca 7 gun iste. Artik eskisi kadar bunyeyi bozmayan gelis gidis halleri... Yine icim daraliyor biraz tabi, yine zor geliyor valiz hazirlamasi, herkese sarilmasi, gidecegimi kabullenmesi... Ama bi yandan da baska bi sehirde baska bi hayattan da zevk aldigimi biliyorum. Tesellisi bu iste.

Dune kadar bizim yakada Cadde ve Caddebostan agirlikli takildim pek tabi. Old English, Sangria, Hayalkahvesi...Caddebostan'da deniz kenarinda bira icme girisimi ancak yagmur yuzunden kacma halleri...Silgi ve Parasut'un evinde okey oynamacan, sutlu tatlilar.. Bir gece Merve organizasyonu Moda'da Cibalikapi Balikcisi ve ustune Kadife Sokak Trip keyfi... Olcusuyle icilen rakinin ve lezzetli yemeklerin ustune, 50lik Efes ve muhabbet...

Dunu ise karsi tarafa ayirmistim cok onceden. Melda'yla bulustum Taksim'de 3 gibi. Once Urban'a attik kendimizi. Urban'da sessiz sakin dibimizde uyuyan bir kediyle guzel guzel muhabbet ettik once. Sonra attik kendimizi Asmalimescit'te Nar'a. Ekibin diger elemanlari yavas yavas damladi Nar'a, muhabbet guzellesti de guzellesti. Kahkahalar, biralar, lezzetli yemekler... Ve de bi ara bucur boyu ve Louis Vitton modeli cantasiyla Onur Basturk de tesrif etti mekana. Yanina gidip "o yaptigin meslegi ben de yapmak istiyorummmm, ben de senin gibi mekan mekan gezip, en bi unlulerle kanka olup, bunlari yazip ustune bi de para kazanmak istiyoruuum" demek istesem de yapamadim. Zaten kendisi mekanda bi saat kadar kalip baska mekanlarda sosyallesmeye gitti. Biz de Nar'da gayet kivama geldikten sonra geceyi Peyote'de tombul sise Efes'le bitirmeye karar verdik. Peyote'den ciktiktan sonraysa Kizilkayalar pakladi hepimizi. Onu da yemeden donmuyorum ya bahtiyarim.

Bir sonraki Turkiye ziyareti Eylul sonu Ekim basi insallah. Gozde ve Mert'in dugunu icin... Izmir, Ege sahilleri ve Istanbul... Mutlu mutlu geldim, mutlu mutlu donuyorum. Yarindan sonra Eindhoven'dan bildirmeye devam...

Cuma, Mayıs 01, 2009

Istanbul...Yeniden...

Tek anladigim sey su: cok daha iyi geldim bu sefer... Halim daha iyi, moralim daha iyi, mutlulugum daha iyi... Mahallemi ozlemisim, Senesenevleri'nin agacli sokaklarini, o mahalle hallerini, o guzel Cadde'yi... Ailemi....

Surpriz yaptim anneme babama, bilmiyorlardi gelecegimi. Lale beni ve ablami bizim apartmanin kosesine biraktigi zaman ablamin telefonu sonucunda balkona cikan babamin donup kalmasini unutmayacagim... Annemin o saskin halini, ikisinin sevincini... Ne de guzelmis aile denen sey, biraz da onu anlamis oldum belki.

Kucuklugumun, ergenligimin, yetiskinligimin odasinda uyurken sukretmek cok guzeldi dun gece. Hala benim odam, hala benim yatagim burasi... Hala ben kokuyor bu oda. Insan 27 yasinda da olsa hala evin kucuk oglu hissediyor iste kendini. Eve geldigimde annemin kizarttigi patlicanlari koklamak da cok guzel, " sana karniyarik yapacagim" demesi de...

Ben biraz daha buyumusum sanirim, biraz daha adam olmusum. Sevindim kendi adima....Sevindim buyudugume... Bi de bildigim tek sey var; Aralik'ta degil Nisan'da gelmek lazimmis Istanbul'a. Istanbul'un o bahar sicakligiyla yaza donmeyen serinligi arasinda... Her sey boyle daha guzel sanki.

Salı, Nisan 28, 2009

Tatil sen ne guzel seysin...

+18

Sabahtan beri durmaksizin "meerinostur haalısı, meeerinoooos, ince naarin yaapısı allaaah allah" sozlerini iceren o igrenc reklam sarkisini, icinde binlerce kez tekrarladigim kafami sikim!
Bezdim bunaldim yemin ederim!

Cuma, Nisan 24, 2009

CamsirBulasikFelan

Gece 11bucuk itibariyle camasir makinesi calistirmis insanim, alt komsum dayak atmaya gelse yeridir. Zaten camasir makinesini calistirmadan once dus aldim, dusumu alip makineyi calistirdiktan sonra da gece yarisini gectigi gibi bulasiklari yikamaya basladim. Su gider guldur guldur durumlari mevcut gecenin bi korunde. N'apayim; 11 gibi dondum eve fitness salonundan, uykum da yok, anca boyle ayarlayabildim. Yarin ve Cumartesi camasir yikamaya firsatim olmayacak cunku, e sali aksami zaten evden cikacagim Istanbul'a gitmek icin. Kafamdakileri yetistirebilmem icin bunu yapmam gerekiyordu. Gecenin 2'sinde delirerek son asamaya gecen camasir makinemin sesi ve titresimleri icin simdiden ozur dilerim. Eger alt katta birileri yasiyorsa tabi, ondan da supheliyim zira.

Fitness salonunda siz deyin insan azmani ben diyeyim aygir, oyle boyutlari buyuk bi cocuk var. Cocuk, adam, genc... Neyse yani. Hayir Hollanda ahalisi zaten iri! Yani kadini erkegi masallah yilda 5000 litre sut tuketimi ve sahip olduklari DNAlar sonucu accik enine boyuna!Bu ustune bi de omrunu orada gecirmis sanirim ki neresinden baslayip neresinde bittigini anlayamiyorsun... Ve de bu fitness salonunun agasi benim triplerinde kendisi. Yeni fitness yapmaya baslamis ciliiiiiz genclerin ozene ozene yanina gidip kanka olmaya calistiklari bi tip! Bugun saydigim 14 kisinin elini sikti ki benim saymadiklarim ne kadardir bilmiyorum. Sonra surekli oraya gelen iki tane de Turk cocuk var, oylesine manyak bi sekilde Hollandaca Turkce karisimi bi dil konusuyorlar ki yakinlarinda bi alette bi seyler yapiyorsam midem bulaniyor resmen. Bole hobada hobada dilden dile gecilir mi guzel kardesim?? Cumleden cumleye falan degil, adeta kelimeden kelimeye degistiriyor dili ikisi de. Ustlerindeki Trabzonspor formalari ise sahane zaten, yemesin yaninda yatilsin cinsinden.

Bu arada ben de olanca spor nefretime ragmen elimden geldigince yapmaya calisiyorum bi seyler. Yag oranim yuzde 16.2'ye dusmus, 2,4 kilo vermisim falan... Stefancigim "devam et devam et, sabirli ol" ogutleri verdi ve su ana kadar katilmadigim grup egzersizlerine de "tembellik etme, katil onlara da yavastan" diyerek uyardi beni. Artik Istanbul'dan sonra valla; yedigim kebaplari, ictigim rakilari oflaya puflaya cikarmaya calisirim bunyeden.

Yeni isyerinde mutlu mesut durumlar devam ediyor, bugun ogle yemeginden sonra golun etrafinda yuruyus yaptik.. Bi hosumuza gitti bi hosumuza gitti... Anlatamam. Dun de competence managerimla toplantim vardi, o da guzel gecti. Istanbul'dan dondukten sonra gorevlendirecegim projeden falan bahsetti biraz, proje simdilik cok kafama yatti. Umarim keyifli keyifli calisirim. Cok calismaktan bi sikayetim olmaz da calistigim isin bayik olmasindan delirebilirim. O yuzden de gordugum kadariyla cok calissam da gocunmayacagim bi proje, bakacagiz artik.

Yarin Cuma, endlich wochenende! Ne muhtesem bir duygu. Cumartesi Utrecht'e Frans'in evine gidiyoruz yemeye icmeye. Feri'yle gitmistik iste en son, neredeyse bir ayi gecmis. Gidelim, yiyelim, icelim, sarhos olalim, eglenelim. Pazar da Deniz'in deyimiyle mih mih otururuz evde.

Pazartesi, Nisan 20, 2009

Daha temiz... Temiz temiz...


Ise girdigim Eylul 2008'den itibaren duydugum "tasiniyor muyuz, yok yok tasinmiyoruz, galiba Mart'ta, yok yok 2010 Kasim'a ertelenmis" diyaloglari sonunda bitti. Bugun itibariyle tasindik. Sabah yeni isyerime, yeni odama, yeni masama kavustum. Mutluyum; zira evimin onundeki duraktan bindigim 17 numarali otobusle 10 dakika sonra yeni isyerimdeyim. Istanbul'dan dondukten sonra ise havalar guzel oldugu surece bisikletle gidip gelecegim, cunku evimden sadece 4,5 km uzaklikta, gidip gelmesi sorun bile olmaz. Ustelik isyerimle evim arasinda fitness icin gittigim mekan ve Deniz Koray'in evi var, eger sevgili mudurum Hollandaca kursumu da onaylarsa kurs da oralarda bi yerde... E daha ne istesin insan dedigin?


Mutluyum cunku yeni calistigim bina tertemiz ve yepyeni. Oncesinde calistigim yer gayet eski bi mekan oldugundan gerek ic kasici ic dekorasyonu, gerek temiz diyemeyecegim tuvaletleri, gerek eski sigortalariyla zaman zaman sinirlerimi ayaga kaldiriyordu. Burasi gayet guzel, gayet temiz, gayet sade. Ustelik kahve makinamiz cok daha guzel ve lezzetli kahveler veriyor bize. Oglenleri de ortadaki golde yuzen salak ordek ve kugulara yemek bile verebilirim. (Her ne kadar golun kenarindaki binalarin ustunde essek gibi "hayvanlari beslemeyin" yazsa da...) Bu "daha temiz"olma olayina o kadar sevindim ki, baska bir kampuste calisan ama SAP Academy'den arkadasim olan Hollandali eleman hangi soruyu sorduysa "daha temiz" demisim... En son yemekhaneden donunce ve benim "yemekhane nasildi" sorusuna "daha temiz" seklinde cevap verdigimi okuyunca tepesi atti biraz.... Ama daha temiz... N'apabilirim?


Simdi sirada masamizi kisisellestirmek ve suslemek var. Yasemin'in o sahane yazisindan sonra benimki cok ilgi cekmez ama ben de firsat bulursam ara ara yazarim masa guzellestirme cabalarimi. Yeni mekanda 6 is gunu daha yaptiktan sonra 29 Nisan'da bir haftalik kisacik da olsa sahane bir Istanbul tatili beni bekliyor hem...Umarim geldigimde hava Caddebostan'da oturup bi bira icebilecegim kadar guzel olur... O zaman, o kadar guzel olur ki...Tadindan yenmez.

Çarşamba, Nisan 15, 2009

ToromanizToromansinizToromanlar

Toroman'in son albumu Insanlik Halleri'ni kendisinden cok hoslasmasam da her turlu onyargimi ardimda birakarak (onyargisini ardindan birakan yuce Ozan!! Peh peh peh, laflara bak...) dinlemeye karar verdim. Iki uc gundur de ise giderken, isten donerken, fitnessa giderken, fitnessdan evime donerken falan dinledim. En sonunda kendimce kendisiyle ve kendisinin albumuyle ilgili yorumlarda bulunmak istedim:
  • Toroman artik sarkilarinda -yalvariyorum ki- "kadin, sevismek, sirilsiklam, ten" kelimelerini kullanmasin! Yalama oldu yemin ederim.
  • Toroman'in artik bacaklarindan bir seyler akmasin. Dinden imandan kesti yemin ederim insani yaaa; gecen albumde dogmamis cocuklari akiyordu, bu albumde teri akiyor mazgala! Delirdi herif iyice.
  • Toroman sarki soylemekle gegirmek arasinda farki anlasin ve kavrasin. Gegirerek sarki soyledigi zaman kendisine agzi acik bakan 14 yasinda kizlar olabilir ama genel olarak komik oldugunu biri ona soylesin.
  • Toroman kadin erkek iliskileri hakkinda yorum yapmaktan vazgecsin adamin icine sikinti vermesin. Bira masasinda "abijimm simdi ben bu kadinlari taniyorum taam mi?" diyen igrenc abilerden bi farki olsun.
  • Toroman 40'ini gecti, artik evlensin, evinin adami olsun. 10 yilda bir de bi album yapip gazini alsin.
  • Toroman ceksin gitsin bu diyarlardan, beni sinirlendirmesin!
  • Bu sonuncusunu sirf artizlik olsun diye yazdim, dikkate almayin!

Pazartesi, Nisan 13, 2009

SushiyizSushisinizSushiler




Malzemeler belli; somon, ton baligi, gavurlarin scallop dedigi ancak benim cillop Koray'in ise lokum diye tabir ettigi deniz taragi, maki sushiler icin yosun, sushi pirinci, pirinc sirkesi, gari (zencefil tursusu), wasabi, soya sosu.

Ustalar belli; maki sushi konusunda konsantrasyonu ve yetenegiyle bizleri ihya eden Koray Usta, nigirileri hazirlarken wasabiyi manyak evladi gibi koyup kocasini oldurmeye tesebbus eden zalim Deniz ve nigiri konusunda beceriksizligi ile nam salmis, yamsuk yumsuk nigiri olusturmacisi zevzek Ozan.

Sonuc belli; ole bayila zevkten dort kose tum sushileri bitirip sonrasinda "laaan ne guzeldi laaaaan" diye sayiklayan uc insan evladi.

Pazar, Nisan 12, 2009

BeljikizBeljiksinizBeljikler


Telefonun ucundaki yuce insan Deniz "Belcika'ya biyerlere gidecegiz" gelir misin diye sorunca cevabim "yok yaaa siz gidin benim isim var" falan olmadi tabi. Manyak miyim ben ne isi?? Olsa ne yazar, isin ucunda gezip guzel guzel muhabbet etmek var. Hem Belcika dedigin bizim asagi mahalle. O sozu gecen "biyer" ise Turnhout oldu. Turnhout daha da bir asagi mahalle hem de! Hollanda'dan Belcika'ya girdikten sonra az ilerde.

"Bok mu vardi niye gittiniz oraya? " diyenlere yazinin ustundeki fotografa bakmalarini reca edicem. Belcika deyince aklimiza bira geliyor degil mi gencler? Sayamadigimiz turde biranin uretildigi bi ulkede pek tabi ki bira mekani da kutsal bi hale geliyor. E pek tabi meraklilari icin de cesitli web siteleri yardim ediyor; hangi sehirde kasabada hangi bira mekani kac yildiz almis, lokal bira cesitleri ne kadarmis, neymis ne degilmis seklinde... Turnhout'daki mekan da bu acidan baya unlu, taninmis bir mekanmis iste, Koray bulmus, tuttuk yolunu. Turnhout'a gitmek icin baska bi sebep yok cunku. Ha bir de dunyaca unlu oyun kartlari burada uretiliyormus ilgilenene. Ben babama acikcasi en guzelinden almak istedim ancak acik mekan bulamadik kartlari alacak. Kendisi iflah olmaz bir 51 delisi oldugundan, annemle senelerdir bikmadan usanmadan 51 oynadigindan cok uygun olur diye dusundum ama olmadi. Bir dahaki sefere artik.. (Turnhout?? Bir daha???)

Fotografta gordugunuz birayi ictik mekanda. Schuppenboer denen muhtesem sey tamamen lokal ve de herhangi bir sirketin uretmedigi bir bira markasi. Zaten isin guzelligi de biraz orada. Ictigimiz bira etiketinde de yazildigi sekilde "hobbybrouwerij" yani sacma bi sekilde Turkce'ye cevirmek gerekirse hobi icin bira ureten birilerinin birasi. Yani en basit sekilde garaji veya kapali bos bi mekani olan ve bira uretmekten keyif alan bir ailenin urunu bile olabilir(mis... Koray dedi.) Ama muhtesem bir biraydi, uzun zamandir bu kadar keyifle bu kadar lezzetli bir bira icmemistim, cok guzel oldu. Cibiliyetsiz Turnhout'a iyi ki gelmisiz dedirtti!

Turnhout icinse soylenecek pek bir sey yok acikcasi. Iddiali bir sekilde bayik, hafiften cirkin, hicbir ozelligi olmayan 40.000 kisilik bir sehir. Tabi ki de her Hollanda Belcika sehri gibi bir Grote Markt'i var, orada buyukcene bir kilise var, etrafinda kahve bira icebileceginiz mekanlar var, o kadar...Sokaklarinda gezerken sacma sacma binalari gorup de arada kendimizi Turkiye'de hissetsek de bu yazinin sonunda fotografini gordugunuz bina artik yapi sacmaligi hususunda sinir tanimiyor bence. Bar, restoran yani bir sekilde gece mekani olarak acilmis ancak sanirim is yapamadigindan kapanmis. Su an terkedilmis ve sinir bozucu bi halde duruyor. Mekanla ilgili en guzel yorum Koray'dan geldi zaten; "umarim bir an olsun neden battik diye dusunmemislerdir" dedi.

Turnhout macerasini kizarmis patatesle sonlandirip attik kendimizi Eindhoven'a. Donerken GPS'imiz Nermin'in batarya bitimi sebepli bize trip atmasindan dolayi yolu accik uzatarak donduk ama olsun! Boylece sinira yakin cirkin Belcika kasabalarinda insanlarin kendilerini oldurmelerinin ne kadar hakli sebeplere dayandigini gormus olduk. O ne canim oyle; sagli sollu bahceli tugla rengi karaktersiz evler, her 50 metrede bir patates ve kroket kizartmacisi (friture mekani), her 200 metrede bir sacma isimlere sahip bar(imsi)lar...Baska da bir sey yok! Uzun sure sonrasinda Eindhoven'a donerken "bizim sehir guzelmis lannn, ohh be" diyerek donduk. Guzel bir hismis netekim...

Salı, Nisan 07, 2009

Fit Fat

Oncelikle spor yapmak istememin sebeplerinden baslayayim ben. Sigara birakimindan sonra got ve gobekteki dizginlenemez buyume istegi oncelikli sebep suphesiz... Sonrasinda ise isten eve geldiginde yemegini TV karsisinda yiyip sonrasinda mayismis bi sekilde koltukta oturan bi erkek olmama istegi... Bunlarin disinda da sebep var pek tabi; gecende Deniz'in de iddia ettigi gibi o aldigim ancak ne sekilde giyecegimi bilmedigim kipkirmizi t-shirtu giymek icin falan da olabilir... Her sey olabilir.

Iste bu sebeple isyerimin altinda gayet cillop bir fitness center olmasina ragmen is arkadaslarimi -cok afedersiniz- dal tasak gormemek ve de tebdil-i mekanda ferahlik vardir diyerek attim kendimi benim eve yakin bir spor salonuna. Is arkadaslarini hakkaten de o durumda gormek kessinlikle istemiyorum. Sen adamla yanyana sallaya sallaya terli terli igrenc bi sekilde soyun, sonra ertesi sabahina toplantida Philips'in Business Intelligence dunyasini kurtar! Pissiiik derler adama. Ben oyle seyler icin yeteri kadar sosyal biri degilim. Is arkadasini ciplak gormek bunyede hasar yaratir, adamin saftini kaydirir. Yapabilene pek tabi ki bravo. Diger sebep de hakikaten degisiklik; calistigim yerde spor yapmak dusuncesi icimi sikiyor benim. Zaten sitkin siyrilmis bi sekilde cikip gitmek istiyorsun binadan, e hop hadi yine ayni bolge icinde spor yap, yine is arkadaslarini gor falan. Hele ki boyle is sonrasi kicimdan ter damlarken bi zevzek yanima gelip de "hey dostum bugun toplantida bidi bidi oldu" falan dedigi takdirde sanirim delirebilirim ki bunu yapmaya coook cook musait Uzakdogu diyarlarindan gelme is arkadaslarim var, yok degil! Adamlarda nasi bi motivasyon varsa...

Konuyu dagitmadan spor salonundaki ilk animi anlatmakla ise baslayayim ben. Mekan evimden 15-20 dakika uzaklikta. Ciktim evimden, agir agir yuruyerek ulastim mekana. "Bilgi almak istiyorum" deyince beni porno film yildizi tirnakli bir abla karsiladi. Once sacma bi sekilde "siz Ericsson'da mi calisiyorsunuz?" diye sordu. Bos bos gozune bakip iki saniye icinde hayallere daldim tabi "Ericsson'da calissam, Stockholm'de yasasam, hayat ne guzel olsa " falan diye ama derhal kendime geldim tabi. "Yok" dedim "ne Ericsson'u?". "Eindhoven'da Philips'te calisilir arkadasim, baska bi dusuncen mi vardi sanki?"falan da demek istedim ama uzatmadim. Iste abla bana bissuru sacmasapan soruyu da o esnada sormaya basladi. Oncelikle neden fitness yapmak istiyor musum? Neden olabilir sevgili Jenna Jameson, tabi ki de yuvarlanmaya basladigim icin! Got arkadan gobek onden azimle ilerliyor, bi dur demek lazim. Yoksa cok da hayrani deilim 100 kisinin nefes nefese terleye terleye spor yaptigi yerlerde tiksine tiksine spor yapmanin... Sonrasinda kondisyonuma 1 ve 10 arasi puan versem kac puan verir misim sorusuyla cikti karsima pornocu abla. 1 tabi ki, ne vericem? Hayatim boyunca kolumu kaldirmamisim. Duzgun ne futbol oynamisim, ne basketbol... Tamam ben de ailesi tarafindan azicik hareket etsin, sosyallessin diye yaz okuluna gonderilen cocuklardandim ama tum gittigim sure boyunca tiksindim bu olaydan. O zaman da cok pis gelirdi bu toplu terleme toreni. Cocukluktan kalma bi saplanti sanirim. Sosyallesme kisminda ise kesinlikle basarisizdim cunku herkesi cok salak buluyordum ben o yaz okulundaki. Neyse... Ben soruya 1 cevabini verdikten sonra abladan "yuh artik sacmalama sen de" tepkisi geldi. "Iyi" dedim "hadi 4 yap bari". Uzun uzun anlatmayayim klasik muhabbetlere girdik; degisimi farkedecekmisim, gittikce bagimlisi olacakmisim, ivirmisim, zivirmisim... Nihayetinde uye oldum, kartimi aldim ve pornocu abla esliginde tum spor salonunu gezdim.

Ikinci gidisimde egitmenlerden biri benim kilomu, yag oranimi, ebemin bi tarafini da ogrendikten sonra bana bir program hazirladi. Hazirladigi programda yapmam gerekenleri teker teker gosterdi, yapilis amaclarini ve nasil yapilmalari gerektigini anlatti ve ben hareketleri yaparken basimda durup neyi dogru neyi yanlis yaptigimi anlatti. Program belirlendi, bi sonraki egitmenle olan randevumun tarihi belirlendi falan filan... Her sey olmasi gerektigi gibi gitti yani.

Iste bu sureden beri yapmam gerekenleri yapmakla ugrasiyorum ben de. Yurume bandi kosu bandi adi herneyse bandinda 15 dakikalik tempolu bi kosusun ardindan basim donuyor hala. Iki sise sarap icmis gibi yalpalaya yalpalaya yuruyorum mekanda. Belindeki cukur kismi kocaman bi topa yaslayip, kollarini ise yandaki kolluklara dayayip havada asili haldeyken bacaklarini karnina dogru cektigin hareket ise ciddi anlamda iskence!! Utanmasam aglayacagim yaparken! Kollarim tahmin ettigimden cok daha gucsuz mesela, zangir zangir titriyor egzersiz bitiminde... Komik hallerdeyim anlayacaginiz; hele ki spor salonunda bulunan vucudunda tek gram yag bulunmayan abilerin cool bir sekilde ruyamda bile goremeyecegim hareketleri yapmasina ise diyecek bi sey bulamiyorum. Sadece pis pis bakiyorum kendilerine kiskanc bi bunyeye sahip oldugum icin. Tabi bu arada ikinci gidisimde salonun bir kosesinden gelen inleme seslerine kafayi cevirip bakmamla, FB formali uc gencimizi de gordugumu belirtmeliyim. O bilindik gurbetci asaletiyle ucan disi sinegi bile agirlik calisirken kesen gencleri cok sik gormemeyi diliyorum tabi gonulden ama sanirim hayatlarinin yarisini orada geciriyor onlar. Benim tahminim o.

Yazacak daha cok sey bulunmasina ragmen burada kesiyorum artik yaziyi. Genel anlamda anlatirim dedigim halde bile gereginden uzun oldu. Gozlemlediklerimi, komik bulduklarimi, kendi komik hallerimi, sacma durumlari sirasi gelince eglene eglene yazarim artik. Hamliktan sebepli agriyan her bir yerimle beraber yatagima kivrilip uyumak istiyorum guzelce. Yarin isten sonra spora gitme gunu, dinleneyim ben. Azcik uykumu alayim.

Pazartesi, Nisan 06, 2009

GHR


Cumartesi Dusseldorf, Pazar Amsterdam halinde gecti haftasonu. Ozetlemek gerekirse sahane gecti yani. Havalar duzeldi, keyfimiz yerine geldi. Dusseldorf'ta nehir kenarinda "daha Alman usulu olamazdik" baslikli bir kompozisyona konu olacak sekilde gecirdik zamani. Bradwurst, kizarmis patates, leberkaese, weissbier ve tahta masa... Sanirim simdi siz de anladiniz kompozisyonu ve konusunu. Nehir kenarindaki keyiften sonra dedik hava sogumadan, biz usumeden azcik daha yuruyelim. Dusseldorf'un nereye baksan zengin abi/abla dukkaniyla dolu olan caddesi Konigsealle'de yuruduk biraz da. Hollanda'da Schiphol havaalani disinda bulunmayarak zaman zaman kendini ozleten Starbucks'a saldirdik bir de. Gormemis misali... Ben Java Chip bi sey ictim, adini tam hatirlamiyorum su an. En son Caddebostan Sahil'deki Starbucks'da icip kendimden gecmistim. 1000 kalori bir sey kendisi sanirim hic abartisiz. Iki tane icsen gunluk kalori ihtiyacini karsiliyorsun resmen. Kalori demisken spora basladim ben. (spora baslamak ne demek kuzum allasen?) Iyice bayik bi insan olma yolunda ilerliyorum. Sigarayi birakali 2,5 ay oldu, simdi de spor falan. Ben boyle insanlari cekip vurmak isterdim onceden ya du bakalim...

Pazar gunu Ahu abla ve Onursal abi ile gecti Amsterdam. Ahu abla esasinda ablamin liseden arkadasi. Universiteyi Istanbul'da bitirdikten sonra master icin Hollanda'ya gidiyor ve gidis o gidis..11 senedir orada yasiyor. Cok komik bir sekilde ben 16 yasinda Amsterdam'a ilk kez gittigimde Ahu abla beni tesadufen Dam Meydani'nda gormus ve ikimizin de "yok artiiiik" hallerine burunmesine sebep olmustu. Kader iste, 10 sene sonra ayni sehirde yine gorduk birbirimizi. Bu sefer ben de gelmis, yerlesmisim.... Onlarla da cok guzel zaman gecirdik. O kadar uzun suredir Amsterdam'i bilen biriyle hic turistik yerlere bulasmadan keyifle gezmek cok sahane bi sey. Akmadan kokmadan, sehrin tadini cikara cikara...

Eninde sonunda yine Eindhoven'a dondum tabi, burasi da yerimiz yurdumuz nihayetinde. Dondukten sonra yapmam gereken cok sey, ama o cok seyi asla yapmak istemeyen bir ben vardi. Dun aksam yapamayip bu aksama ertelediklerimi kismen yapabildim sanirim. Hem de sporda tepinip, pestilim cikmasina ragmen. Artik kisacik bir dus ve sonrasinda pek leziz bi uyku beni bekler. Bir sonraki yazimizda Ozan'in spor dunyasina bakisi ve fitness salonundaki gozlemlerini okuyacaksiniz. Bilin de....

Pazartesi, Mart 30, 2009

300

Gozlerim agriyor sabahtan beri. Boyle surekli kirpistirmak zorunda kaliyorum, hele sol gozum baya bi sacmaliyor. Insallah ciddi bir sey yoktur.... Ya da ben "kahrol e mi pazartesi" modundayim, her seyden sikayet etmek istiyorum. Endulus'te zevcesiyle pek bi guzel tatil yapan mudurum dondu sonunda. Bana da gecen hafta boyunca ne yaptim, ne yapamadim onlarin hesabini vermek dustu. Ben ciddi ciddi bu mudurlerden falan tirsiyorum yalniz, kamerayla cekseler kesin gulerim kendime. Korkak bi tavsana donuyorum sanirim biraz. Sesim falan arada catliyor. Gecer herhalde. Gecmezse hayat boyu salak bi goruntumun olacagini bilmek cok aci.
Secim hayirli olsun bu arada. Koray ve Deniz'le dun aksam onlarin evinde heyecanla takip ettik biz de. Koray en son durumu "balik yiyenler CHP'ye verdi iste" diyerek ozetledi. Cok mantikli bulduk biz de. Kisa, oz ve aciklayici oldu. Fosfor tabi. Istanbul Buyuksehir ve Beyoglu icin bi ara "lan lann mucize olcak mi lann" gazina gelsem de ben, yine ne yazik ki beklenen oldu ve ampuller basimiza kondu. Canim cigerim ilcem Kadikoy'un yaklasik yuzde 70 oranla kendini AKP'ye teslim etmemesi ise yine beni sevindirdi tabi. Selami Ozturk'e de Deniz Baykal'a da cok bayilmiyorum ama bi sekil sevindim iste. Tikicanlar demek ki "ya Recep'e felan verme manyak misan kizaaaaaaaaaam, CHP felannn o zaman ortunmeyiz yaneeeeeeeee" ekseninde ele almislar olayi. Saka maka iyi oldu bosver... Selami artik padisah moduna gecti gerci, 20 senedir belediye baskanligi yapiyor olacak bu donemi de tamamlarsa....
Feri doneli bi haftayi gecmis bile. Burhan Abi gibi kafami sallayarak "vay anasini" demek istiyorum. Cabuk geciyor su zaman geyiklerine girmeyeyim girmeyeyim diyorum ama hakkaten bazen insana en alasindan geyik yaptiracak kadar cabuk geciyor serefsiz. Feri super bi misafirdi, kizimizin biraz yemesi sorunlu olsa da (ki o sorunu da et, bal ve peynir uclusuyle atlattik) hicbir ariza cikarmadi. Cillop gibi misafir; "Feri suraya gidecegiz" dedim "olur" dedi, "Feri burada sunu icelim" dedim "olur" dedi, "Feri surada dur fotografini cekecegim" dedim "olur" dedi. Daha n'olsun? Sansina hava da gayet guzeldi. Pazar gunu biraz kapandi ama olacak o kadar. Kendisi de sanirim Rio'ya gelmediginin farkindadir.
Haftaya Hollandaca kursu icin interview yapcaklarmis benimle; ne kadar bildigimi olceceklermis. E dedim "ben bi si bilmiyorum bosuna test yapmayin" diye, yok efenim onlar bakacakmis. 30 euroluk ucreti almak icin yapmadiklari saklabanlik yok valla. Insan her yerde az gozlu sekerim, yok otesi.
Bu arada 300.yazimmis bu benim. Daha icerikli, daha guzel bi seyler yazmak isterdim elbet ama su anki halden cikan yazi bu. Belki yarin blogun 3.yasi serefine bi sampanya patlatirim artik, bilemeyecegim.
Simdi tam karsimdaki Italyan is arkadasiyla kahve icip dedikodu yapmaya gidiyorum ben. Herkeslere pek bi iyi haftalar.

Salı, Mart 17, 2009

Ingvar yazsin hayatimi....


Sevgili Torbjørn ve Svein,

Sizleri ne kadar cok sevdigimi daglara taslara haykirmak isterim ilkevvela. "Junior" dun geceden beri kulaklarimi senlendiriyor, icimi costuruyor, bana beni kaybettiriyor. Hele ki bir zamanlar yasadigim dunyalar guzeli Isvec diyarinin uc bayildigim kadin vokali de sizlerin ellerinden cikan guzelim melodilere eslik etmemisler mi.... Ben zevkten kackose.
Robyn, Karin ve Lykke; afferin kizlar, hep boyle guzel guzel sarkinizi soyleyin, Systembolaget muptelasi olmayin, kendinizi kaybetmeyin! Isvec'li kizlar disinda bir de kendi milletinizden Anneli eslik etmis size, o da guzel olmus. "You don't have a clue" diye sitem ederken icimize dokunuyor vallahi o guzel sesi.

Duydum ki 10 Nisan'da Rotterdam'a geliyorsunuz konser vermek icin. Bilin ki oradayim, biletim coktan hazir. Kusuruma bakmayin oncesinde biraz icip oyle gelecegim konserinize. Ama kendimi kaybetmem soz, sadece aklima sizin diyarlar gelebilir biraz huzunlenebilirim. Sarkilarinizi dinlerken aklima Isvec'ten sizin memlekete giderken trende gorup agzimi kapatamadigim manzaralar gelir mesela, hayatimda kendimi hic bu kadar ozgur hissetmemis oldugum gelir sonrasinda... Trollhattan'da daglari bayirlari bisikletle asarken sizi dinliyor olmanin ne kadar guzel bi duygu oldugu gelir.

Bakin ne dicem? Rotterdam'daki konser sonrasinda alin goturun derim beni. Tromso'da dogdunuz buyudunuz su an Bergen'de yasiyorsunuz. Farketmez bana, iki sehirde de yasarim ben. Housemate falan olsak, siz deli gibi muziginizle ilgilenseniz ben size mercimekli kofte falan yapsam, evi temizlesem. Pis insanlara da benzemiyorsunuz hem, sinirlenmem de ben size... Tromso'da olursak biraz usuyebilirim ama sorun degil, alisirim. Hemen adapte olurum. Bergen zaten sahane... Daha ne isterim?

Anlastik mi canlarim? Anlastik mi gozumun nurlari? Hadi ben yavastan valizi yapiyorum, 10 Nisan aksamina gorusuruz. Selametle...

Pazartesi, Mart 16, 2009

Basit

Haftasonu dedigin boyle olur iste; hava biraz ilik olur, gunes gosterir kendini arada sirada cok bunaltmadan... Birileri gelir bi yerlerden, onunla mekan mekan gezilir, eglenilir bol bol. Yeni sarkilar dinlenir, calar saat olmaksizin uyanilir, firinda taze pismis ekmekle mis gibi kahvalti edilir...BBC'nin birbirinden guzel yemek programlari evi havalandirmak icin actigin pencereden gelen tatli ruzgar esliginde kanepeye kivrilarak izlenir, programlar bitti mi yeni alinan dergiler okunur, kahveciden aldigin yeni mis kokulu kahven makinede hazir olurken onun kokusu ice cekilir...Haftasonu geregidir ya, ev supurulur, banyo parlatilir, carsaflar degistirilir...

Hayatinda girmesinden cok mutlu oldugun insanlar vardir mesela, artik yasadigin hayatin vazgecilmezlerinden olan, varliklarina sukrettigin..Onlarla birbirinden lezzetli biralar icilir, birbirinden guzel yemekler yenir. Raki sofrasinin hakki verilir...Pazar gunu yasadigimiz bu sapsal sehrin sokaklarinda yuruye yuruye muhabbet edilir... Annenin ablanin babanin sesi duyulur, Istanbul'dan cok sevdigin bir arkadasla konusulur, moraller yerine gelir... Tanidik, ozlenmis birinin sesini duymak adami sevindirir.

Gomlekler utulenir, pazartesi sabahi giyilecekler buyuk bi ozenle sandalyenin ustune katlanip konur.... Saatler ayarlanir, disler fircalanir. Yataga uzanilir... Sonrasi baska bir haftasonunu beklemek iste, baska bir sey degil.

Çarşamba, Mart 11, 2009

Danisan danismayan hepsi insan...

Dun aksam 8:30 civari SAP Netherlands binasindan mutlu mesut ciktim sukur,uc saat suren eziyet sinavinin sonunda aldim sertifikayi. Basim goge erdi de, boyum mu uzadi yooo.. Ama bi sekil yapilmasi gereken bir seydi, yapildi. Sinavdan yine kalsam hop hadi tekrar toplantilar, "bu cocuk salak mi acaba" bakismalari falan. Gerek kalmadi neyse ki. Artik "offical" SAP Business Intelligence Danismani Ozan Bey huzurlarinizda. Ne hayal ettik de ne olduk bak... Komik tabi.

Hollanda'da bir seyi kutlayacaksan ya da dogumgununse "pastani kendin getir bizi kasma" adeti bulundugundan ben de sabah pastalarimi alip gittim sirkete. Tren istasyonundan sirkete giden otobuste bu adetten sebepli dogumgunum oldugumu sanan iki sevimli teyzenin "mutlu yillaaaar" dileklerine gulerek cevap verdim haliyle. Sonrasinda bizim sirket kampusunun giris kapisindan calistigim binaya gidene kadar 3 ayri insanin da sabah sabah Brabant nesesiyle "dogumgunun kutlu olaaaaa" demesi artik sinirimi bozdu. Diyemedim ki sevgili kardesler bu pastalar dogumgunu icin degil, SAP danismani gibi ulvi bi unvana sahip oldugum icin.

Ogle yemeginden sonra pastayi yemek ve tebrikleri kabul etmek amaciyla butun binadaki tum BI insanlarini cagirdik odamiza. Recai de geldi haliyle. Recai ile uzun suredir arada sirada karsilastigimiz ogle yemekleri disinda gorusemiyoruz, 3.katta calisiyor iki uc aydir cunku. O da geldi kutladi falan sagolsun. Bu arada kolunun ustune adi ve soyadinin bas harflerini yazdirdigi fiyakali gomleginin yakasinin sol kismi yukari kalktigi icin onca insanin arasinda '"Recai! Yakan bozulmus civanim, dur duzelteyim" manasinda bi cumleyle ve cevik bi hareketle yakasini duzeltmem moralini yerle bir etti Recai'nin. Yarismada benden kendisine bir darbe daha! Hem de onca insan icinde. Kusura bakma Recai, bu isler boyle...

Saka maka cok rahatladim. Son haftalarda sinavi dusunmekten ve haftasonlari calismaktan, aklimin surekli sinavda olmasindan cok baymistim. Bi sekilde daha acik ve beynimin daha rahat oldugu donemler beni bekliyor insallah. Hem Feri de geliyor haftaya bugun. Hollanda'nin keyfini dedikodu yapa yapa,gule eglene cikarmaca...Daha ne olsun?

Abla sagolsun sabah sabah Depeche Mode - Wrong onerisi iceren bi mail atti bana. Aksamustu dinleme sansim oldu, o saatten beri de surekli dinliyorum zaten. Psikopatlik ve rahatsizlik akan klibi de cabasi... Ben tekrar playliste koyayim, 5000 kere daha dinleyeyim sarkiyi. Bu arada ruyamda Ankara'yi Murat Karayalcin aliyordu; ben bi sevin, bi gaza gel... Zannedersin Deniz Baykal'in sol elmacik kemigiyim...

Bu gece de Istanbul'u gorurum herhal, ben yarin haberdar ederim sizi.

Perşembe, Şubat 26, 2009

Basladi tik tik...

Ucak dustu. Dusmus yani... Yazik oldu tabi; olenlere ve onlarin sevdiklerine en cok. Piskin piskin "olen olmadi kiii" aciklamasi yapan Temel Kotil denen terliksi insana ise diyecegim bir sey yok. Zaten artik Turkiye'de "diyecegim bir sey yok" kalibini her insan, her durum icin daha cok kullanmaya basladik. Kelimelerin bittigi yerlerde sacma sacma insanciklar, birbirinden anlamsiz manasiz durumlar... Sonradan oldukleri aciklanan 9 kisinin sevdiklerinin ahi yeter heralde. Ben artik "ah etme sana doner" halinden falan da feragat ettim. Ah etsen de etmesen de donen donuyor zaten...

Subat ayinin bitmesi icin gun sayiyorum sanirim. Gecen sene de cok zor gecmisti, bu sene de cok zor geciyor. Mart ayinda her seyin bi anda keskince degiseceginden degil pek tabi ama icim bayildi artik. Yazidan da anlasildigi uzere dirdiri yuksek modumdayim. Yarin yine bi egitimim var, ona da sinir oluyorum bi yandan; Individual Development Planning! Sirketimin, birbirinden yapmacik ve enerji dolu gerizekali "made in USA" koclari basimiza salip bizden kulagindan bile motivasyon fiskiran calisanlar olmamizi beklemesinden de cok sikildim. Bakalim yarin nasil gerzek bir koc cikacak karsimiza. Ve bakalim ben kendimi besbininci kez tanitirken bu sefer kusmayi basarabilecek miyim??

Bu aralar Iskoc Amy ablayi, Galler diyarlarindan Duffy yengeyi ve de Ingiliz kizimiz Adele'i dinliyorum pek sikca. Birlesik Krallik ekseninde siliniyor kulaklarimizin pasi... Amy yalan bi hatun aslinda; dingir dingir gitar ritmleri esliginde patates suratina yakisan kalinca sesiyle bi noktadan sonra bayiyor ama Adele ve Duffy'i, ozellikle Duffy'i seviyor bunye.

Muzik demisken, dunyanin en itici insani, titrek sesli ahlak kumkumasi Kirac yeni album cikarmis. Su an adini hatirlayamadigim bir adi var. Kirac'i da su sinirle catanaa cutanaa tokatlasam ne rahatlarim aslinda! Zaten sinir olurum... Vizirti herif. Celik'le Kirac'i kafalarini tokustura tokustura birbirine vuracaksin aslinda, kesin cozum!! Neyse ben boyle devam edersem sonu hayirli olmayacak bu yazinin. Yaziyi bitiriyor ve yarin icin hazirlamam gereken sandvicler icin mutfaga zipliyorum. Bana bu sandvicleri hazirlatmak zorunda kalan dunyanin en pahali ve igrenc yemeklerini bulunduran yemekhanemizi de yakmak istedigimi ayrica belirtmek isterim!!!

Çarşamba, Şubat 25, 2009

Gunun sorusu

Bir insanin is masasinin ustunde her zaman kahve fincani, su sisesi, el kremi, lipstick, cesitli meyveli caylarin icinde oldugu seffaf Ferrero kutusu, bardak altligi, en az uc mandalina, metis ajandasi, thy masa takvimi, sarj aleti, yulafli biskuviler, selpak, islak mendil ve nunume en minik boyundan 2-3 sise parfum olur mu?

Is ki oldu; o insanin is arkadaslari her seferinde masaya bakip "nihoha masaya bak, savas ciksa bir hafta idare eder lan bu" ayarinda espriler yaparsa, bahsi gecen insanin is arkadaslarina kafagoz girme hakki olur mu??

Merakimi cezbediyor da.

Pazartesi, Şubat 16, 2009

olmazossun!

Gunun birinde Venkatramayya Pochiraju ismine sahip birinden adima "Hi Inanc Ozan" diye baslayan bir e-mail gelecegini ogrenmis olsam, belki de hayatima dair radikal kararlar alip baska bi yol secerdim kendime. Ahmet Mehmet Sureyya ekseninde bi yasamim olurdu.
Venkatramayya nedir sorarim size! Boyle isim mi olur?

Cuma aksamindan Pazar gecesine

Utrecht-Eindhoven treni/Tarhana corbasi/Borek/Sarma/Sarap/Beyaz foklar/Gulme krizi/Hali yikama makinasi/Gunes/ Cumartesi pazari/Istanbul Market/Tarik Menguc/Nazar Danscentrum/Ferdi Tayfur/Effenaar/Breda/Turk firini/Lahmacun/Ayran/Pizza/Milk/Ev toplamasi/Camasir/Hali yikama/Pis siyah su/Fishcake/Belcika biralari/Benjamin Button/Patlamis misir/Asilan camasirlar/Yarinin yemegi/Jazz/Vicky Cristina Barcelona film muzikleri...

Hepimize iyi haftalar.

Perşembe, Şubat 12, 2009

Ich heisse Hans!!


Insan bloguna iki satir yazamayacak kadar da yorulurmus zaman zaman, onu anladim ben. Yine Utrecht gunlerim basladi; sabahin bi korunde yola cikmaca, daglari taslari asarak (burada yazar mubalaga sanatina giris yapiyor.) CapGemini denen sirkete varmaca, egitmenlerle en yapmacigindan gunaydinlasmaca, bilgisayarin basina gecmece, gozler kor olana kadar Business Intelligence camuruna bulanmaca... Sukur tabi yine, isim var gucum var en azindan. Ortaligi bok goturuyor zira... Ekonomik kriz bahanesiyle sahlandikca sahlanan sirketler adam atmayi sirket politikasi olarak goruyorlar artik. Boklar...

Agzimdan kopuk sacmadan doneyim tekrar konumuza. Utrecht yollarini arsinlamaya baslamadan onceki son haftasonumda kucuk capli bi gezi duzenledim yine kendime. Bunye yakinlarda da olsa bi yer gormeden, bi tren yolculugu yapmadan rahatlamiyor zira. Bu sefer de aylardir gidilmesi planlanan Dusseldorf ve Dortmund topraklarina attim kendimi. Kitlelerce pek sevilen ranable kisisi Dortmund'da ikamet ettiginden sebepli "yatacak yerim de var ooooh" rahatligiyla cuma aksami ciktim yola. Eindhoven'dan 40 dakika uzakliktaki Venlo'da indim once. Venlo Hollanda'nin Almanya'ya en yakin sehri. Tren Venlo'dan 5 dakika kadar uzaklastiginda Almanya sinirlarina girmis oluyor zaten. O yolculuk da 1 saat surdu surmedi Dusseldorf'ta buldum kendimi. Ilk aksam Dusseldorf'a soyle bi goz atarak ve tapas barda mis gibi tapaslari yiyip sangriayla kafa bularak gecti. Tapas mekani sonrasi bi de Irish Pub... E daha ne olsun? Tabi Dusseldorf'tan Dortmund'a giderken sirt cantami tren garindaki kilitli dolaplarda birakmis oldugumuzun farkina varan yuce Rana kisisi olmasaydi ben leyla leyla cantasiz cuzdansiz pasaportsuz varacaktim Dortmund'a. Rana neyse ki Dusseldorf Havaalani duragina gelmeden olayin farkina vardi. O goz bertlemesi halini unutamiyorum zaten; panik halinde bi "Ozaaaaaaaan" deyisiyle beraber... Geri donduk tabi hemen, yapcak bi sey yok. Cantayi aldik dolaptan tekrar Dortmund icin ciktik yola. Rana'nin evine geldigimizde saat gece 2'yi geciyordu sanirim.

Cumartesi gunu uyandiktan sonra elcagizlarimla getirdigim stroopwafellari mideye indirdikten sonra Dortmund'un bit pazarina aktik. Normalde ben bit pazari kavramindan cok hoslanirim, cok da eglenirim bit pazarinda ama o gun beni 20.dakikadan sonra engelleyen iki faktor vardi; biri havanin buzzz gibi olmasi, digeri de (yazar burada dedikodu sanatina giris yapiyor.) Rana'nin Alman bi arkadasinin bize katilmasindan sebepli icimizi baymasi. Hava soguk zaten, beynim donmus... Ortalik kalabalik, millet ustume ustume geliyor, bu cocuk da arkadan yavas yavas miy miy bi seyler soyluyor Almanca falan. Ben zaten Sakari'den dolayi bayik seyleri yavas yavas anlatan insanlari bogma noktasina gelmisim... Rana'ya "5 dakika sonra bagiracagim haberin olsun" uyarisini verdikten sonra bitirttim pazar kismini. Eve gelip azcik buzumuzu cozdukten sonra Dortmund sehir merkezine dogru ciktik yola...

Dusseldorf insana basta kendini hemen sevdiren bi sehir ama Dortmund icin aynisi pek gecerli degil bence. Ben zaten Rana'yi gormek icin gitmistim sonucta, Dortmund'un bi boka benzemedigini bizzat Rana'dan ve Merve'den de biliyorum. O yuzden cok takmadim haliyle bu konuya... Bizzat yasadigim sehir Eindhoven da cok ahim sahim bi sey olmadigindan bu konuya kafayi takmiyoruz. Biz Rana'yla cok guzel eglendik zaten. Cumartesi gunduzu Dortmund'da salina salina gecirdikten sonra aksama evlerine gidecegimiz Cay (yazar burada aciklama geregi duyuyor; ciftimiz evli ve soyadlari cay.) cifti ile bulustuk. Gece onlarin evinde sise sise saraplari hupleterek gecti zaten. Rana'yla sabahin 3'unde Dortmund'un neresidir bilmedigim yerlerinde mezarlik yanindan gece gece, gule eglene donduk eve.

Pazar sabahi ayiptir solemesi okuz gibi bi kahvaltiyla basladim gune Rana sayesinde. En son yerimden kalkamayacak kadar yedigimde dunun ev sahipleri Cay cifti tesrif etti Rana'nin evine. Onlarla beraber Federer salaginin zirlamasini falan seyrettik cay kahve ice ice... Cay ciftinin hanim tarafini yanimiza alip, erkek tarafini evine postalayip tekrar Dusseldorf icin ciktik yola. Bindigimiz tren ne menem bi trendi bilmiyorum ama Ruhr bolgesinin her sehrinde durdu yemin ederim. Zulum gibiydi yaaa; Almanya'nin birbirinden cirkin sanayi sehirleri arasinda bes dakikada bir duran tintin treni... Saatler gectikten sonra (yazar burada mubalaga sanatini cok sevdigini dusunerek tekrar ayni sanati icra ediyor) ulastik Dusseldorf'a. "Gunduz gozuyle gorelim bi de su nehir kenarini" dedik demesine de kis denen de bi sey var tabi. Oldurucu soguga ragmen birbirinde maymun fotograflar cekip yine de eglenmeyi basardik. Sonrasinda en kalorilisinden bir oglen yemegi, sonrasinda veda vakti. Ben Venlo'ya giden trene bindim, Rana ve Cevahir ise sehirleri Dortmund'a gidene.

Bir haftasonunu daha devirmis oldum boylece... En azindan guldum eglendim, yedim ictim, pek de guzel agirlandim, pek de mutlu oldum. Almanya'da gorulen sehir sayisini bese tamamladim bir de... Sirada gezilecek daha cok Almanya sehri var. Sira sira onlari da bitirmek lazim.

Cuma, Ocak 30, 2009

Valla gitmem...

Sinirim bozuluyor, hatirladikca guluyorum! "Daha da olsa gelmem Davos'a" diyen mangal yurekli basbakanim ve de gozlerindeki yaslarla "yalanci o bi kereee, yalanci Simon Pereeees" diye haykiran Eminanim geliyor aklima. Ne de tatli, ne de hoslar... Bi de "vay vay vay, bak nasi guzel ayar verdi Tayyip" deyip ici sevkle dolanlar var, onlar cok ayri.
Dunya uzerine bu kadar komik bi basbakan daha gelmedi, yemin ederim. Agiz dolusu diyecek lafim var; gulmekle aglamak arasinda gidip gelmekten bi sey yazamiyorum. Havaalaninda aslan parcasi basbakanimi karsilamaya gelenleri gordukce bi titreme falan geliyor...
Ben yazamadigimdan sozu Deniz'e birakayim en iyisi. Sabahki konusmamizdan sonra Tayyip'i ne kadar destekledigimizi ispatlayan bi yazi yazmis kendisi. Ikimiz de tepkimizi te Eindhoven'dan tum dunyaya gosterme amacindayiz. Zaten bi daha da Davos'a gitmicez onu konustuk az once! Boyle moderatorle Davos keyif vermiyor zaten!

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Rotterdam'da asker ertelemesi...



Her Turk erkeginin ugrasmaya yukumlu oldugu, vazgecilmez devlet isi nedir?? Tabi ki askerlik ertelemesi! E ben de payima duseni aliyorum elbet bu hususta. Isvec'te iken cok kolay olmustu aslinda; istenen belgelerle beraber dilekcemi de Stockholm'deki Egitim Ateseligi'ne gonderip halletmistim isi. E tabi ogrencilik bitti, ogrenci dosyam kapandi, dolayisiyla Eylul 2009'a kadar gecerli askerlik ertelemesi iptal oldu. Ben de erteleme sebebi biter mi, bitmez! Bu sefer de "gurbet ellerde calisiyorum be abijim" temali bi bahaneyle ciktim karsisina devletin. Yine belgeleri hazirladim, gerekli tercumeleri yaptirdim -ki ne kadar pahali olduklarini inanin duymak istemezsiniz! Su dunyada notere ve yeminli tercumana harcanan parayla tum dunyadaki ac cocuklarin bogazina adamakilli yemek gider yemin ederim!- ve tuttum Rotterdam'in yolunu. Neden Rotterdam? Cunku Eindhoven sakini olarak ordaki konsolosluga bagliyim. Benim elimden bi sey gelmiyor.

Sabah 8 trenine bindim ve 9:15 gibi ulastim Rotterdam'a. Tren istasyonundan bizim konsolosluk yuruyerek 10 dakika falan suruyor, gayet merkezi bi yerde ve bulmasi cok kolay. Iceri girdim, sira numarami aldim ve yaklasik bi 20 dakika sonra sira bana gelince uzattim teker teker tum belgeleri. En buyuk kabusum "ama sunu sunu getirmemissiniz kiiii" diyerek cayindan bi yudum hupleten ve biskuvisini kitirt diyerek isiran devlet memuresidir!! Cok ciddiyim...

Nefesimi tuttum, gozlerimi kistim ve "hayir hayir bu cumleyi solemeyecek" diye onlarca kez tekrar ettim... Memurenin belgelere bakarkenki sessizligi " yalniz tercumelerden iki tane olcaktiiii" cumlesiyle sona erdi! Bingo!! Gercekten en cok duymak istedigim cumleyi soylediniz memuranim, seviyorum sizi....
"Yeminli tercuman bana bi tane verdi sadece, sonucta ben de konsoloslugun web sayfasindan buldum kendisini, proseduru bildigini zannediyordum" aciklamasini yaptiktan sonra memure abla "yeme beni lan" konseptli bi agiz hareketi yaptiktan sonra "onemli deil taam fotokopisini cekeriz" dedi neyse ki. Sonucta islerimi halletti sagolsun. Asagidaki giseden askerligimin ertelenmesi uzerine basvurdugumu ispatlayan belgeyi almam yaklasik bir saat surup de sinirimi biraz bozsa da o bir saat icinde de memleketimin Kurtlar Vadisi'nden cikma genclerini gozlemleyip eglendim kendi capimda. Yalniz Hollanda'da yasayan Turk erkeklerinden ciddi bi sekilde parlak fume ve parlak siyah sisme mont salgini var ki "aman aman" diyorum sadece !!

Sonrasinda attim kendimi cirkin Rotterdam'in sokaklarina. Zaten Rotterdam Film Festivali'nde yer alan, Istanbul'dayken cok gormek isteyip de goremedigim "Sonbahar" filminin saat 16:00 gosterimine gitmeye niyetliydim... Once gittim filmin biletini aldim (filmle ilgili dusuncelerimi ayri bir yazida belirtecegim) sonrasinda vurdum kendimi Rotterdam sokaklarina. Yukaridaki fotograftan da gorebileceginiz uzere oldukca sisli ve soguktu Rotterdam. Kendi sevimsizligi yetmiyormus gibi bir de hava sevimsiz olunca tadindan yenmedi. Gerci saat 12'den sonra hava gunes acti simdi haksizlik etmeyeyim. Sonucta baya bi yurudum; Erasmus Koprusu'nu gectim, ara sokaklarina daldim, Maas nehri kiyisindaki kucuk limanlara goz gezdirdim... Fikrim degisti mi hayir! Rotterdam bence hala cok cirkin bi sehir; zaten Almanlar'in bombalamasi sonrasinda dumduz olmus bi sehirden bahsediyoruz, sonradan insa edilmis tamamen. O yuzden de birbirinden alakasiz sacmasapan binalarin oldugu bi sehir... Bi de ustune Avrupa'nin en buyuk limanini barindirmasi falan iyice sanayi ve is merkezi olmasina sebep olmus. Ortaminin, gece hayatinin, kultur aktivitelerinin, alisveris imkanlarinin falan sahane olduguna eminim... Onlara hicbir sozum yok, ancak sehir guzelligi acisindan baktigimda cok rahatlikla cirkin diyebilirim kendisi icin. Hollanda'nin en cok sayida gokdelen barindiran sehri de sanirim ayni zamanda kendisi. Ozellikle tren istasyonundan disari ciktiginizda baya bi goze carpiyor.

Sizleri bi kac Rotterdam fotosuyla daha basbasa birakip ben artik mutfagima balli yesil cayimi hazirlamaya gidiyorum. Biraz televizyon izleyeyim, sonrasinda belki "Sonbahar" filmiyle ilgili dusuncelerimi kisa da olsa yazmaya calisirim yine buraya. O kadar guzel bir filmdi ki...




Pazar, Ocak 25, 2009

Hepimiz kardesiz, bu ofke ne diye??

Bu dunyada melez insan sayisinin cogalmasi gerektigine inaniyorum. Hem hosgoru katsayisinin artmasi, hem de estetik acidan cok daha guzel bi noktaya ulasilmasi icin... Bu yuzden eger bi gun cocugum olacaksa yabanci biriyle yaptigimiz ortak calisma dolayisiyla olacak kendisi.

Turk kadinlari! Aglamalarinizi, yalvarmalarinizi ve haykirislarinizi burdan duyar gibiyim ama kusura bakmayin. Bu son kararim. Her sey insanlik icin. Arrivederci!!

Cuma, Ocak 23, 2009

Dovucem o olucak...

Az biraz once tuvalete giderken koridorda, parlak mor gomleginin altina fitilli kadife acik bok rengi pantolon giymis, bu ikilinin bunyemde yarattigi deprem yetmezmiscesine de altina ayakkabi olarak gri parlak basketbol ayakkabisi giymis bi insan gordum!! Insan demek istemem sahsen kendisine ama...
Tamam anladik free friday, hadi anladik IT'cisin, janti takimlar giymeni zaten kimse istemiyor senden... Ama manyak evladi gibi gezmenin de alemi yok ki guzel kardesim... Pis misin pislik misin, bi aynaya bak ulan!

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Takalim takilalim taktiralim!

Bu ise girdigimden beri aldigim her egitimde karsima cikan bi kelime var: stakeholder! Turkcesine hissedar, kurumsal paydas diyebilecegimiz bu kelimeyi ilk okudugum/duydugum andan itibaren aklima, elinde kocaman kemiksiz booole pembe pembe bi et parcasi tutan birinin gelmesi peki benim gerizekaliligim mi sizce?
Hala vazgecemiyorum; simdi bi makale okuyordum da yine cikti karsima stakeholder. Ve ben yine her seferinde oldugu gibi o goruntuyu getirdim aklima, sonra da kizdim kendime "sacmalama lan" diye! Zaten evine cikarken her seferinde 48 basamagin 16'sini bitirdigimde "oh yuzde 33.3'u bitti", 32'sini bitirdigimde "oh yuzde 66.7'si bitti" deyip sona vardigimda "bing biiing iste yuzde yuuuuz" diyerek sevinen de benim.
Hem Koray ve Deniz'in eviyle benim evim arasi da 990-1000 adim arasi! Of kurtarin beni...

Cuma, Ocak 16, 2009

Let's warm the house!

2 sise Martini (biri Rosso biri Bianco)...
1 buyuk sise Raki...
4 sise sarap (2 kirmizi 1 rose 1 beyaz)...
1 sise Smirnoff Ice... 
1 sise Absolut...
36 sise bira...

Yeter di mi? 
Yetmezse de zikkimin kokunu icsinler artik, bana ne!

Çarşamba, Ocak 07, 2009

Yine...

Ablam ve annem ise gitti, sabah onlarla vedalastim. Babam zaten babaannemin rahatsizligi yuzunden burada degil. Valizler hazir, dusumu aldim, kahvemi iciyorum sigaramla beraber... Yatagimi topladim, yarim saat sonra kapiyi kilitleyip cikacagim evden. Havas otobusuyle havaalani...
Tek guzel olan sey Amsterdam Havaalani'nda Yavuz'la bulusacak olmam; kuzen geliyor Viyana'dan. Ucaklarimiz cok komik bi sekilde ayni anda inecek Amsterdam'a, eger bi aksilik olmazsa. Boylece Amsterdam-Eindhoven arasi depresif dakikalarla gecmesi planlanan tren yolculugu kesinlikle daha eglenceli gececek. 4 gun de Yavuz yanimda olacak... Hadi hadi, yine atlattik sayilir...

Salı, Ocak 06, 2009

Sessizce...


Gecen sene, yine bu zamanlarda Isvec'ten christmas icin geldigim donemde, Isvec'e bok gibi bi halde donmeden onceki son gunumde eve donerken, elimde Ali Muhiddin Haci Bekir'in kutulariyla kendimi bi anda istemeden Caddebostan Sahil'de dolmustan atmis, Saskinbakkal Sahil'e kadar yurumustum sessizce. Saskin Sahil'e gelmeden onceki kayaliklardan birine oturmus, bi sigara yakmis ve aglamadan, icim donmus bi halde icmistim sigarami. Onumde gri Marmara, adalar...hafif bi yagmur...Insanin gozunden akmaz da yas ama ici aglarmis bazen, o zaman anlamistim. Icim ezile ezile oturmustum o kayada, midemde olumune aci veren bi yumruk...

Ustunden bi sene gecti; artik o kayada oturacak da, o yumrugun acisini hissedecek halim de yok galiba. Bi an once sessizce, kimseye sezdirmeden cekip gitmek istiyorum sadece... Uc yazi oncesinde insanlarin bana sarilirken gozlerimin icine bakip "hic gitmemissin gibi" dediklerini yazmistim. Hah iste! Hic gitmemis gibi ordaydim ya ben, simdi de hic gelmemis gibi gitmek istiyorum sadece...

Cuma, Ocak 02, 2009

yeni yilin ilk zirvasi...


Go Mongo'da gecirilen cok guzel bi gecenin sonunda karnim tok, mutlu mesut evime donmus olsam da bi kac saat gectikten sonra dolabi actigim gibi borcamin icinde kuzu gibi yatan zeytinyagli sarmalari gorunce ben de kendimi kaybettim tabi. Biz de insan evladiyiz degil mi? Sismesin bi yerimiz. Cok abartmadan sarmalari huplettikten bi bes dakika sonra ise zombi annem ayaklanip misir patlatti mesela. Gece 2 bu arada ve sandiginizin aksine baskul ailesi degiliz. Sadece garip oldugumuzu dusunuyorum, o kadar...

Fotografta gorunen sahane ayakkabilar da benim evet, hani merak ettiyseniz yani. Ayakkabi deliligi sadece kadinlara ozgu bi hastalik olarak gosterilse de bence ne cinsiyet ne de millet taniyor. Hepimiz hastasiyiz; ne kadar cok o kadar iyi...Bugun itibariyle Zara ve Massimo Dutti de indirime girdi zaten, yarin kahvaltidan sonra bi Cadde'ye inerim ben hemen. Turkiye'den mantikli alisverisler yapip Hollanda'da uslu duracagima soz verdim. Bahara kadar yeni bi sey yok! Zaten dondugumde Mart'in ortasina kadar depresif depresif otururuz sanirim. Subat sonu zaten sertifika sinavim var, kendileriyle hasir nesir olacagim haliyle. Sebeplerim de hazir yani.

Hadise kizimizin oyrovizyon sarkisini da dinledim bu arada; gayet de guzel olmus. Oyrovizyon'a cok bile! Gayet akilda kaliyor, gayet de sevilir. Hele ki kizimiz yarisma gecesinde guzel de bi kostume sahip olursa, alir goturur derim. Eksi Sozluk'te sarki hakkinda yazilanlari okuyup yine kahkahalar attim. Amma gereksiz yorum yapan insan var yahu; dunyanin en gubidik sarki yarismasina salla gotu dum tek konseptli gayet de eglenceli bi sarkiyla katiliyoruz... Yazilanlari bi okusaniz, sanki senfoni orkestrasi hakkinda yorum yapiyor adam, deli mi ne?
Gecen sene Isvec'ten Mor ve Otesi'ne oylari yagdirmis ancak ise yarayamamistim; Isvec'ten tek bi puan bile cikmamisti Turkiye'ye. Bu sene Hollanda'dan destekleriz Hadise kizimizi, zaten Turk populasyonu da say say bitmez... 12 puani kapti bile. Hos, su dunyada hala su yarismayi ciddiye alip izleyen bi ben varim ama neyse.

Kendime cok hatirlatmak istemiyorum ama Istanbul gunleri bitiyor yavas yavas; son haftasonu, son bulusmalar... Vesikalik resim cektirmem lazim, lokum falan almam lazim, vekaletname ile ilgili bi seyler yapmak lazim...Hic yapasim yok! Valiz denen serefsiz kavrama ise kilim zaten! Babam da senelerce yurtdisinda calisan bi insan olarak her valiz hazirlamasi gerektiginde soylenirdi tabi gidip gelirken. Adamin hayati valiz doldurmak, ailesini ozlemek ve gelmek gitmeklerle doluydu... Ayni hayati yasiyoruz iste tesaduf. Babaya cekmisiz, kader ayni.

Gitmeden once de su 9.99'luk dividilerden de kapayim 5-10 tane. Bazen boyle guzel guzel, pek kimsenin ilgi gostermedigi Avrupa filmleri bulunuyor, kacirmamak lazim. Eindhoven'da Deniz'le Koray'la Volkan'la sakin sakin izleriz. Kitap da almak lazim hazir gelmisken, neyse ki isin o kismi zevkli; usenecek bi durum yok.

Ben The Last Shadow of Puppets'in muhtesem albumunu winampa ativerdigim gibi alayim GQ dergimi elime, uzanayim yatagima... Adam gibi bi uyuyayim. Gireli cok oldu bu arada ama herkese iyi yillar. Dertsiz tasasiz, huzurlu bi yil olsun umarim.

Salı, Aralık 30, 2008

Emir


Blog araciligi ile album, sarki veya film tavsiye etmekten hoslanmiyorum aslinda. Herkes kendi dinledigini izledigini secsin, begensin begenmesin aslinda di mi? Ama bu albumu bugun arabada dinlerken kendimi sasirdim, trafigin sikismis olmasina sevindim, baska bi boyuta gectim, ne bileyim iste...

Dun aldim Cem Adrian'in albumunu, bugune kadar ise masamda jelatiniyle duruyordu oyle. Bugun arabada dinlerken bi sekilde hayatimin bu donemine mukemmel sekilde eslik eden bi album oldugunu kesfettim. Cem Adrian hakkinda hissiz bi insanim; bi insanin sesinin bes yuz milyon oktav olmasi falan beni asla ilgilendirmiyor . Ses muhabbeti bence cok salak bi sey. Sertab Erener'in de muhtesem bi sesi var ama yillardir gerzekce sarkilarla aniriyor sadece kendisi, muhabbet o degil yani.

Ben sadece bu albumdeki neredeyse her sarkinin, adami alip goturmesini sevdim. Dinlerken gozumun dolmasini sevdim, sarkilari sahiplenmeyecek kadar korkmus ve urkmus olmami sevdim. Belki dinleyince size oyle gelmez ama, bi deneyin derim. Pamela ile duet yaptigi sarki "anladim" ise benim artik tarif edemeyecegim boyutta bi sarki. O sarkiyi dinlerken onumde camdan bi duvar olmasini istiyorum; ve o cami aglaya aglaya kirip parcalamak...




"gözlerime bir bak...
nasıl da ıslak...

bana hoşçakal derken onlara iyi bak...
"

Beni uğurlarken yine yüzüme böyle bak...

Istanbul buz gibi. Adamin kanini donduruyor. Istanbul yine benim ama... Eskisi gibi. Hayatim burada biraktigim halde; kimbilir sarildigim herkesin gozlerimin icine bakip "hic gitmemissin gibi" demesi belki de bu yuzden. Ben mutluyum mutlu olmasina da... Artik bi sekilde Istanbul'dan uzaklasmis oldugumu gormek huzunlendiriyor beni. Istenmeyen bi uzaklik bu. Benim yapmak istedigim bi sey degil.

Ben bu sehirden alip basimi gitmek istedim, bu sehre cok kufrettim, gitmek icin cok hayal kurdum... Gittim sonunda! Istedigim gibi bi hayata kavustum; kavustugum icin cok sukrettim, cok mutlu oldum kimi zaman, kimi zaman ise anlamsizca gozyasi doktum.

Itiraf etmem gereken su ki, Istanbul'dan gittigimde kendimi yabanci bi hayatin kollarinda hissederdim ben. Artik Istanbul bana bu hissi veriyor; baska bi hayatin burada oldugunu hissediyorum sadece. Biraktigim her sey ayni olmasina ragmen...Ben hic bi sekilde yabancilik cekmezken. Her sey ayni, her sey biraktigim gibi... Ama ben artik biraktigim gibi degilim. Bunu kabullenmesi cok zor, hazmetmesi daha bi zor...

Kirginim sanki biraz... Belki Istanbul'a, belki de en cok kendime.

Pazartesi, Aralık 22, 2008

Gunun tavsiyesi...

Siz siz olun; 21 tane t-shirt yikamadan once got kadar evinizde yeteri kadar t-shirt asacak duzenek olduguna emin olun. Ya da usenmeyin, camasir makinenizin kurutucu fonksiyonunun nasil calistigini bi guzel okuyup ogrenin. Sonra benim gibi elinde islak t-shirtlerle kalakalmis bi sekilde 'la sictik la' bakisi atarsiniz.

Pazar, Aralık 21, 2008

Christmas halleri ve Aachen


Emlakcimdan happy christmas & happy new year karti gelmis. Pek kibarlar canim...Bayiliyorum bu evropa insanlarindaki kart yollama aliskanligina...Isvec'te bizim Fransiz tayfayla gezerken de en ufak bi koye bile gitsek catir catir kart yollarlardi her tarafa hic usenmeden. Bizim memlekette ozellikle bizim jenerasyonda pek olmayan bi ozellik sanirim, bilemiyorum. Christmas donemi ya, kesin bana da atarlar zaten, iki uc gune kalmaz Fransa, Finlandiya ve Isvec'ten duser kartpostallar posta kutuma.

Christmas sebebiyle yakinda Isaaaa Isaaaaaa diye uluyacagim zaten; her taraf isiklandirildi, Hollanda'da her sehrin bi meydanina mutlaka bi buz pateni pisti konduruldu. Pazar gunu birer birer kapali olan tum magazalar christmas serefine aciliverdi... Amma senlikliler yahu... Demin bi kucuk yuruyus yapayim diye evden ciktim; benim evimden sehir merkezine giden caddeye esit araliklarla bissuru hoperlor koymuslar... Tum bu tantananin ustune bi de Einhoven'da artik yururken bagris cagris christmas sarkilari dinliyoruz. Mariah Carey'nin kafamizi siktigi yetmiyormus gibi cok afedersiniz... O ciyak ciyak sesiyle hangi radyoyu acsam terennum ediyor sarkisini hanimefendi.Eindhoven'da bi de 3 adimda bir essek kadar bi cam agacina rastliyoruz. Isin komik tarafi cam agaci suslemeleri bildiginiz rengarenk ampullerden olusuyor. Hani bi laf vardir ya; biri yagi bol bulmus, gitmis kicina surmus, Eindhoven'in olayi da o. Philips sehri olarak her cam agacinin ustune onlarca ampulu hiiiic bi masraftan kacinmadan koyarak city of lights unvanini hakkettigini ispatlamak istiyor herhalde, ne bileyim.

Tabi benim boole mizmizlaniyormus gibi yazdigima bakmayin, aslinda oldukca hosuma gidiyor benim de. Sehrin en karanlik en depresif zamanlarinda ilac gibi geldi bu christmas tantanasi. Ister istemez moralini yukseltiyor adamin; her taraf isil isil, herkes sokaklarda boooyle.

Dun de baska bi christmas aktivitesi icin Deniz, Koray ve Deniz'in annesiyle beraber Aachen'a gittik. Kendi guzel olmasa da konumu cok guzel sehrimiz Eindhoven'dan atladik arabaya, bi saat sonra ulastik Aachen'a. Hollanda'dan cikip Almanya sinirina girdikten bi 10 dakika sonra Aachen cikiyor zaten karsiniza. Ben Almanya'ya girince boyle tabelalarda ya da reklam panolarinda ne yazildigini anlayinca nedense bi evimde hissettim kendimi. Onemli bi sey hakkaten bi sehirde baktigin yaziyi anlama olayi... Hollanda'da her ne kadar Almanca biliyor olmamin etkisiyle yine de olaya cok yabanci durmasam da Almanya'da baskaydi tabi olay. O yuzden 'Deutschland Deutschland Uberalles' nidalariyla girdim sehre.

Gitmemizin sebebi Deniz'in annesinin gelmis olmasi ve de Aachen'daki Christmas Markt olayini gorebilmekti elbet. Ben yakinda Deniz ve Koray'in nufusuna gececegimden , sagolsunlar beni de cagirdilar. Ben de seve seve katildim tabi kendilerine. Ustteki fotograf da Aachen'daki cilgin cikolata sekerleme satan dukkanlarinin vitrinlerini gosteriyor bu arada. Sehir merkezindeki katedralin etrafinda kurulan Christmas Markt; hediyelik esya satan kulubeleri, sosis satan bufeleri ve gluhwein kokulariyla zaten yeterince cazipken bi de sehrin her tarafinda bu tarz dukkanlarin olmasi adamin iyice keyfini yerine getiriyor. Aachen sirin ve tatli bi sehirmis netekim, benim gordugum ucuncu Alaman sehri oldu kendileri. Sehrin pek bi unlu universitesinin binalarinin bulundugu Vullnerstrasse'nin bitimine arabayi parkedip 5-10 dakikalik bi yuruyus sonrasinda kendimizi Christmas Markt'in tam ortasinda bulduk. Almanya'ya gelmisken sosis yemeden olmaaaz diyerek hayvan gibi lezzetli sosisleri midemize indirdik, mutlulugun zirvesine vardik. Sehri zaman zaman abartarak bizi kizdiran yagmur altinda iyice gezdik ve aksam 6 gibi evimiz, yurdumuz, cirkin Eindhoven'imiza donmeye karar verdik. Donunce de Deniz ve Koray'in evinde onlarin Aachen'dan aldiklari birbirinden lezzetli sarkuteri urunlerini sarap esliginde bi guzel yedik. Ben eve geldigimde gece 1'e yaklasiyordu sanirim. Karnim dolu, kafam guzel, keyfim super... Cok sansli ve mutlu hissettim kendimi yine.
Bu yazidan sonra bi dus alip yine Deniz ve Koray'a gidiyorum bu arada. Koray'in bugun dogumgunu zira... Yakinda beni eve almayacaklarindan korkuyorum ama neyse ki ben de cok kisa bi zaman icinde Istanbul'a gidiyorum. Iki hafta ozletirim kendimi, sonra yine musallat olurum onlarin basina.

Salı, Aralık 16, 2008

Luksemburg'da ise giris maasi 10.000 yuroymus olm!!

Isvec'te cok yakin olmadigimiz ama muhabbetini sevdigim Fransiz bi eleman vardi simdi ismi lazim degil. Bi gun Caroline ben o Trollhattan'in iki sushisicisinden ucuz olaninda hapur hupur sushileri hupletirken, nedendir bilmem konu nerde, hangi isi yapmak istiyorsuna gelmisti. Herif direk donup Luksemburg'da calismak istiyorum demisti bize. Biz Caroline'le bu islerden anlamaz iki insan olarak nedenini sorgulamistik tabi bos gozlerle bakarak. Luksemburg dedigin yer; iki gozumle gordum ki gezmesi bile 6 saat yeten bayik mi bayik bi yer, niye bi insan evladi orada calismak istesin ki? Biz bunu sorduktan sonra eleman 'salak misiniz lan siz' bakisi atarak cevaplamisti bizi. Ordaki maaslar cok yuksekti, vergi azdi, eger kariyerine orda baslayabilirse ilerde onu kimse tutamazdi falandi filandi... Hayvanlar gibi kazanip az vergi vererek kendisi para icinde yuzmek istiyordu haliyle. Ha Luksemburg icin kafasinda tasarladigi seyler gercek de olmayabilir haliyle, ben zannetmiyorum ki orada calistigin zaman kucuk bi isadami triplerinde sabah kahvaltinda bile havyar yiyip sampanya icesin. Yani cok kazanilip kazanilmadigindan bile emin degilim ama bi insanin calisma hayatini yonlendiren ilk maddenin para olmasi ve bu maddeye bagli olarak dunyanin en bayik ulkelerinden birinde bile calisabilme istegi beni sasirtmisti.

Simdi bunlari yazarken paranin tamamen onemsiz bi sey oldugunu savunuyor degilim elbette. Kazanacagim para konusunda hic cekincem olmasa ya da bu maddeyi tamamen yok saysam o nefret ede ede okudugum enformatik adli bolumden ailemin tum tepkilerine ragmen ayrilir, kendimi surunecegim ama mutlu olacagim seylere adardim. Ama tek cumleyle itiraf etmek gerekirse gotum yemedi. Cunku o bolumden mezun oldugumda iyi kotu, iki dil de bilmenin avantajiyla ortalamanin ustunde bi ise sahip olacagimi biliyordum ki ayni universiteden mezun oldugumuz insanlara baktigimda bu teorimin dogru oldugunu goruyorum.

Cevremdeki herkesin tek sikayeti para biriktirememesi olabilir sadece, herhangi bi para olmamasi durumu degil.
Herkes ustune basina gereksiz bile diyecegimiz sekilde bi seyler alabiliyor, herkes tatiline sorunsuzca cikiyor, herkes Old English Pub'da bi biraya 10 ytl verecek kadar rahat hissediyor kendini. Bundan sikayet ettigim ya da laf soktugum falan dusunulmesin sakin. Durumu ortaya koymak icin yazdigim maddeler bunlar. Yani diyecegim o ki; maddi acidan zorluk ceken biri olsa, birasini Old English'te icmez, ay Bodrum'a mi gitsem Cesme'ye mi demez, ya da ayyy 40.ayakkabim olacak ama cok guzel yine de alcam galiba demez... Sonucta benim de dusundugum seyler bunlar; ustume basima guzel seyler alayim, guzel mekanlarda yiyeyim iceyim, hayatimi istedigim gibi yasayayim. O yuzden de zaten bolumu bitirip bi de neredeyse ayni bolum basligi iceren bi master yaptim ustune. Ha masterda anladim ki konu benim bolumden degil sevgili universitemdeki et beyinli ogretim elemanlarindan nefret etmemle alakaliymis ama o ayri bi konu tabi. Yine de enformatik kendi irademle hic bi zorlama olmadan yazdigim ve kazandigim bi bolum olsa da bi daha dunyaya gelsem ucundan gecmeyecegim bi kavram.

Of neyse, cok dagittim konuyu. Is kisisel detaylara girdi, kendimi engelleyemedim. Ne diyordum? Bu bahsettigim elemanla demin facebook'da muhabbet ettik de harbiden herif azimla sican tasi deler modeline uygun olarak Luksemburg'da gayet de guzel bi firmada is bulmus. Konusmamiz suresince ne kadar maas aldigini, hayatinin cok guzel oldugunu, inanilmaz bi rekabet oldugunu ama herkesi yenebilecek ve herkesle rekabet edebilecek motivasyonu oldugunu anlatti bana. Bana afakanlar basiyor zaten bu surekli isinden gucunden bahseden insanlardan, ama sabir sebatla dinledim tabi kendisini. Tum bu muhabbetin sonunda en son kendiyle ilgili maddeleri bitirip bana sormaya basladi. Nerde calisiyorum, ne kadar maas aliyorum, is basligim ne falan filan... En basinda ne ben onun ne kadar maas aldigini ogrenmek istiyorum, ne de benim ne kadar maas aldigimi onun ogrenmesini.. Cok sacma seyler bunlar. Ne kadar maas aldigini cok yakinlarinla paylasirsin sadece ne bileyim, ki coook cook yakinim da olsa o maasini soylemezse ben sormam acikcasi. Ama en komigi herifin is gelisimimle ilgili sordugu sorulardi; benim kendime bile sormadigim, aklima gelmeyen sorulari sordu is hayatimin gelecegine dair. Uzulerek soyluyorum ki is hayatindaki gelecegini planlayan ve dusunen biri degilim. Ha pek tabi is gorusmesinde siki bi palavra attim bunla ilgili ama onu bile unuttum. O kadar acinasi durumdayim yani... Adam ciddi ciddi takildi bu duruma ben konuyla ilgili herhangi bi dusuncemin olmadigini belirtince. Bi insanin nasi idealleri olmazmis, nasi gelecek plani yapmazmis, nasil kariyer hedefi olmazmis...

Ben kendisinde varolan hicbir azme ve hirsa sahip olmasam da onun isteklerini anlayabiliyorum, ya da anladigimi zannediyorum diyeyim. Bi insan pek tabi ki hayvanlar gibi para kazanmak, isinde deliler gibi yukselmek ve bunun bunyeye verdigi gazla egosunu sisirmek isteyebilir. Gercekten anliyorum. Ama ayni insanin da benim neden bu sekilde dusunmedigimi anlamasini istiyorum haliyle. Neden sorguluyorsun benim gelecege ait planim olmamasini ya da kariyer hedefimin olmamasini... Ki senin gibi olsam, al sana bi rakip salak herif. Basina bela mi aliyorsun yani, birak kendi halimde sessiz sakin gideyim. Gece gece asabim bozuldu yemin ederim. Utanmasam su Turk universite ogrencilerinin yuzde doksaninin hayali olan (ki benim hala hayalim) cafe acma planlarimdan bahsedecegim ama herkesin bu konuda kendine yeterli hayali oldugunu dusundugumden bogmuyorum kimseyi.

Pazartesi ruhuna ve bayginligina cok uygun bi yazi oldu bu sanirim. Bayik gunun sonunda, bayik bayik konular. Neyse bakalim, bu geceyi de boyle bitirelim biz de.