Pazar, Mayıs 31, 2009

Eu deveria estar lá novamente



Evi toparlayip onumuzdeki gunler icin yemek yapmaya basladim. Menude bezelye corbasi, sebzeli bulgur pilavi, mantarli tavuk, wokta cevrilmis baharatli patates ve pirincli domatesli ton baligi salatasi olacak. Bu menu bir gun icin degil tabi ki! O kadar ac bi insan degilim ben. Hafta ici hangi gune kadar dayanirsa... Hafta ici isten yorgun gelip bi sey pisirmeye bazen cok useniyorum cunku. Hazir yemek veya take-away gibi calisan bekar erkek aliskanligim yok neyse ki. Ayrica da cok afedersiniz essekler gibi gobek eritmeye calisiyorum ve fitnessa gidiyorum bunun icin. O cektigim acilari, yagi malzemesi ne oldugu belirsiz seylerle heba edemem ben. Yedigim sey yagli bi sey olsa da kendi ellerimden ciksin. Ha bi de Deniz'in pisirdiklerini yerim tabi ki, o konuda da herhangi bir utanmam yok.

Yemekleri pisirirken Ana Moura dinliyordum arka fonda. Benim ev kumesten hallice oldugu icin iki hoparlor (nasi yazilir bu kelime?) yardimiyla evin neresinde olursaniz olun sahane bi sekilde muzik dinleyebiliyorsunuz. Kucuk evin bu konuda muthis bi yardimi oluyor, bir de supururken. Kassam fisi degistirmeden butun evi supururum ama bazen bazi yerlere kose bucak girmek gerekiyor supurgeyle, o yuzden ben yine de degistiriyorum. Neyse, donelim Ana Moura'ya. Ana Moura 1980 dogumlu Portekiz'li bir fadista. Cok can acitan, cok guzel bir sesi var. Fado zaten inanilmaz bir sey. Eksi'den okudugum kadariyla zaten "kader" anlamina da gelmekteymis Portekiz dilinde. Bastan asagi huzun, keskin bi yalnizlik... Dinlerken insan nasil keyif alsa, nasil huzunlense bilemiyor. Ana Moura'nin sesinden fadolari guzel guzel dinlerken yaklasik bir sene onceki Porto gezim geldi aklima. Yine burada yazmistim hakkinda Porto'nun; ne kadar sevdigimi, beni ummadik bi sekilde nasi etkiledigini... Gectim bilgisayarin karsisina, actim tekrar fotograflarini. Bazilarini da bu yaziyla beraber burada gorebilirsiniz zaten.

Oyle delicesine gezmedim, ya da tum dunyanin sehirleri ulkeleri konusunda ahkam kesecek biri degilim ama benim icin gordugum sehirler arasinda bana en sehir gibi gelen, en bi sevdigim Londra'dir. Sehir taniminin hakkini verdigini dusunuyorum; coook ama cook severim. Ulke olarak degerlendirdigimde de Ispanya gelir aklima ilk; insaniyla, yemegiyle, guzelim sehirleriyle, sicakkanli kulturuyle... Gerci ben surekli gordugum, yasadigim,dinledigim seylerin en guzelini belirlemekle zorunlu hissetsem de kendimi siz bana aldirmayin. Bu konuda ergenken cok daha hasta ruhluydum, her seyin ilk besini yapmazsam yemin ederim rahat uyuyamiyordum. Utanmasam en iyi bes arkadasim listesi bile yapardim yani. Neyse kurtulduk bundan simdi ama yine de var bi en guzel, en iyi, en heyecanli vs... degerlendirmeleri. Iste bu eksende, ulke kategorisinda Portekiz derinden derine Ispanya'nin tahtini salliyor gibi geliyor bana... AB'nin en fakir, en bakimsiz ulkelerinden Portekiz; muhtesem saraplari, muhtesem yazarlari, aci dolu kederli fadolari, bize cok benzeyen insanlari ve basta garip alisilmadik gelse de sonrasinda cok buyulu gelen dili...

Bunu Eksi'ye yazmistim sanirim, kaldigimiz hostelin sahiplerinden biri olan Rui, hostelin muhtesem avlusundaki o tahta masada beraber yemek yiyip saraplarimizi icerken Portekiz'in aslinda cok yalniz bi ulke oldugundan bahsetmisti. Cogu insanin zannettigi gibi Ispanyol kulturuyle cok ilgileri olmadigindan, yuzunu okyanusa donmus minicik bir ulke olduklarindan bahsetmisti. "Iste bu yalnizliktan fado da bizden cikmistir, Fernando Pessoa da.... " demisti bir de. O zaman ben daha hic Fernando Pessoa okumamistim, Isvec'e dondugumuzde ilk isim Lale'den bana Fernando Pessoa kitabi almasi olmustu. Sagolsun almisti, o donemde yanima gelen Terlik hanim da getirmisti bana kitaplari. Huzursuzlugun Kitabi'ni okudugumda ise cok mutlu olmustum Fernando Pessoa'yi okudugum icin, bu sansa sahip oldugum icin. Hatta icimden "keske Portekizce bilsem de ana dilinde okusam bu kitabi" demistim.

Portekiz'e bu yaz gidemeyecegim sanirim. Yaz planlari beklenmedik sekilde baska bi bicimde gelisti ki o da baska bi yazi konusu olacak. Aslinda ablamla Lizbon'da bulusmak gibi bir hayalimiz vardi ama simdilik sanirim birazcik ertelemek zorunda kalacagim. Porto'da bulunmus biri olarak Lizbon'u da cok merak ediyorum. Bu konuda iki sehri de goren insanlar arasinda bi fikir ayrimi var cunku; kimi Lizbon'un baskent ve en buyuk sehir olmasi sebebiyle cok daha etkileyici cok daha guzel oldugunu savunuyor, kimi ise Porto'nun Lizbon'dan cok daha az turistik, cok daha kendi halinde, daha guzel bi sehir oldugunu. Gidince gorecegiz artik. Bunun yanisira diger sehirlerini , koylerini gormek icin de sabirsizim ama yapacak bir sey yok. Bekleyecegiz biraz.

Yaziyi okuyanlar arasida iki sehri de gormus olanlar varsa onlarin da fikrini bilmek isterim tabi. Zira Portekiz'in en iyi sehrini kafamda belirlemezsem rahata kavusamam. Mesela bu konuda Ispanya uzerine Barcelona mi Madrid mi diye aylarca dusundukten sonra gecende Barcelona'daki deniz etkisine ragmen Madrid'i cok cok daha sevdigime karar verdim. Gelsin bana rahat uykular...Abartiyorum tabi, isin sakasindayim biraz da... Her sehrin bi guzelligi, bi gizli kosesi, etkileyen beklenmedik bi ogesi oluyor sonucta.






3 yorum:

silgi dedi ki...

bayılıyorum yemek yapan ve kendisine dikkat eden insanlara. aslanım benim.

oceania dedi ki...

resimler ne de güzel:)

Esterhazy dedi ki...

silgi; tesekkur ederim kuzum. ilginize ve sevginize layik olmaya calisicim :)

oceania; cok saol, cok daha guzelleri de var ama blogu resim manyagi yapmayalim :))